Soğuk Savaş Sonrası Güvenlik Kavramının Dönüşümü

Transformation of the Concept of Security After The Cold War

Mustafa Altıntaş[1]

ÖZ

Güvenlik tehdit eden özne ile tehdit edilen nesne arasında bir olgu olarak devamlı var olmuş ve sürekli sorgulanmıştır. Güvenlik ilkin ulusal düzeyde yalnız askeri boyutta icelenmiş ancak daha sonraları güvenliğe yönelik yeni misyonlar yüklenmiş ve güvenliğin analiz düzeyleri genişletilmiştir. Güvenlik, sadece devlet merkezli ulusal düzeyde ele alınırken sonraları bireysel, ulusal ve uluslararası çapta insanı hatta cinsiyetleri dahi ayrı ayrı alacak düzeyde genişleyerek ve derinleşerek bugün uluslararası ilişkiler disiplininin çok tartışmalı bir unsuru haline gelmiştir. Güvenlik, klasik realizmin tek düzeci anlayışından sıyrılıp bugün çok geniş bir boyutta ele alınmaktadır. Klasik realizmin haricindeki diğer kuramlar, realizmi ötekileştirek güvenlik olgusunu çok daha ileri noktalara taşımayı başarabilmişlerdir.

Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Güvenlik Olgusu, Güvenlik Sektörleri, Güvenlik Tartışmaları, Soğuk Savaş, Güvenlik Misyonu

ABSRACT

Security has existed as a phenomenon between the threatening subject and the threatened object and security is always queried. Security was focused on first solely military-scale at the national level, but later, security were gived new missions and the level of analysis of security was expanded. Previously, while security focused on at the state-centered level of national, today, it has become by expanding and by deepening in the level of individual, national and international insomuch that gender discrimination separately a very controversial element in international relations. Security has been removed from the classical realism’s single-minded conception and it is focused on now dealt with in a very wide dimension. Except for classical realism, other theories have succeeded that Security case be moved to the far point by alienating realism.

Key Words: Security, Security Case, Security Sectors, Security Discussions, Cold War, Security Mission

GİRİŞ

Güvenlik konusu uluslarası ilişkiler disiplininin önemli tartışma alanlarından birisidir. Zaten uluslararası ilişkiler disiplini savaş ve barışın bilimi değil midir? Güvenlik kavramsal olarak sıkça tartışılmış tarihsel olarak kavrama sürekli yeni misyonlar yüklenmiştir.

Bu makalede genel olarak güvenliğin ne olduğu ve güvenlik mevhmuna yüklenen misyonları bunların tarihsel gelişimini, pozivitizmin ve postpozivitizmin güvenlik olgusunu anlamsallaştırmadaki etkilerini ve güvenliğin ne düzeyde ve nasıl analiz edilmesi gerektiğine yönelik oluşturulan kuramları ,soğuk savaş dönemi ve sonrası iki bölüm olarak ele alınacaktır.

Soğuk savaş sırasında temelde devletin güvenliğini esas alan ve sadece askeri konuları gündeme alan realizmin baskın olduğu ve bu kuramın etrafında şekillenen bir güvenlik anlayışı hakimdir.

Soğuk savaş sürecinde ve sonrasında devlet merkezli analiz düzeyi eleştirilmis bu analiz düzeyinin bireyi, sistemi ve daha birçok şeyi kapsaması gerektiği iddia edilmiştir. Önceki dönemin sadece analiz düzeyi saptaması eleştirilmemiş ayrıca güvenliğe yüklenen misyonlar genişletilmiş ve birçok güvenlik sektörü oluşturulmuştur.

Bu makalede soğuk savaş dönemin de hakim olan realist görüşün soğuk savaş sonrasında diğer güvenlik kuramlarını nasıl etkilediği ve onlara bir zemindarlık yaptığı tartışılacaktır. Yine bu makalede realizmin her dönem var olacağı ancak ona karşı görüşlerinde realizmle beraber var olacağı realizmin güvenlik meselesine bir zemin teşkil ettiği savı yer alacaktır.

Güvenlik

Tanım:

Güvenlik olgusu kavramsal olarak Helenistik dönemdeki “ataraksia” kelimesine dayanmakta ve sonraları Roma döneminde, günümüzde de kullanılan manasıyla, “securita” ifadesi kullanılmaya başlanmıştır, latince “se” olmaksızın manasını karşılarken , “cura” ifadesi endişe manasını karşılamaktadır. (Andres, 2008: 5) Kavramları birleştirince, endişe olmaksızın ya da endişeden uzak olmayı içeren bir mana ortaya çıkmaktadır. Günümüzde de bu anlama yakın olarak bir kullanım mevcuttur. Örneğin kimi zaman önem verilen değerlere yönelik tehditlerin hafifletilmesi (Williams, 2008: 5) kimi zaman da tehlike, risk, düzensizlik ve korkuya karşılık; koruma, risk yokluğu, kesinlik, güvenilirlik, itimat ve öngörülebilirlik olarak ifade edilir (Brauch, 2008: 4). Tanımlamalara dikkat edilirse genel olarak tehlikeye maruz kalan bir nesne vardır. Ve nesneye yöneltilen tehdidin bir değeri vardır, bu değer bir çok şey olabilir mesela düzensizlik, var olan mevcut düzene karşı anarşik bir ortam oluşturmayı amaç edinmek. Bu düzensizliğin veya anarşinin aracı terör olabilir başka birçok şey de olabilir. Bu tehdit unsuru kimler tarafından nesneye yöneltilir; herhalde nesneyi alt etmek isteyen ya da nesnenin gücünü sınırlandırmak isteyen veya başka bir amaçla nesneye tehdit oluşturan bir özne tarafından meydana getirilir. Tüm bunları birleştirdiğimiz zaman herhalde Wolfers’ın dediği gibi, güvelik nesnel anlamda kazanılan değerlere yönelik bir tehdidin olmamasını öznel anlamda da saldırılan değerlere yönelik korkunun olmamasını içeren bir durumu ifade etmektedir (Wolfers, 1952: 485).

Yukarıda açıklandığı gibi güvenlik olgusu en genel manası ile nesneye yönelik tehdit unsurlarının olmamasını ifade etmektedir. Ancak güvenlik olgusuna haddinden fazla anlam yüklemesi yapılmıştır bu durum güvenlik mevhumunun anlaşılmasını güçleştirmiştir. Burada güvenliğe bir kavram olarak değil bir durumu karşılayan bir olgu olarak bakılacaktır. Öncelikle tanımlamalardan yola çıkarak denilebilir ki güvenlik olgusu muhteviyatında üç unsuru barındırır: nesne (kendini tehlikede hisseden; erkek, kadın, birey, aile, çevre ve devlet vb.), özne (tehlike unsurunu barındıran ve bu dahi kendi içerisinde üçe ayrılır bilinçli özne[2] ve bilinçsiz özne[3], yanlış bilinçlendirilmiş[4] özne) ve sistem ( özne ile nesneyi bir araya getiren mekandır; dünya, ülke, okul vb).

Çatışan nesne ile özne arasında uyum da uyumsuzlukta söz konusu olabilir peki güvenlik bu durumların neresindedir? Uyumun olduğu yerde barış, olmadığı yerde kaos mu hakimdir? Bu sorulara açıklık getirmeden güvenlik kelimesinin üzerinde biraz daha durmakta yarar vardır. Güvenlik bir durumu ifade ediyorsa nasıl ki nesne ile özne arasındaki çatışmadan türüyorsa biz bu kelimeyi neye dayanarak kavramsallaştırmaya çalışıyoruz? Kavramsallaştırarak kelimeyi bir kısır döngüye sokmuyor muyuz? İlk insan (nesne), kendini doğa içerisinde tehlikede hissetti ve doğa(özne) ile çatıştı kendisini korumak için ev inşa etti bıçak yaptı hakeza; burada biz bir durumdan bahsetmiyor muyuz? Bir durumu öyle ki zamana ve mekana göre değişen bir olguyu, evinde pencere kenarında yağmuru seyreden bir kişi için yağmur bir tehlike arz etmez ve bir güvenlik kaygısı duymaz ancak durum dışarıda olan kişi için öyle değildir, neye dayanarak kavramsallaştırmaya çalışıyoruz? O halde güvenlik bir kavram olmayıp ancak bir durumu, bir olguyu ifade edebilir. Eğer güvenlik mevhumuna böyle yaklaşılırsa birçok şey daha kolay anlaşılabilir.

Güvenliğin unsurlarından bahsettik ayrıca birde güvenlik döngüsü mevcuttur, tehlikeye maruz kalan nesnenin amaçları doğrultusunda şekil alır. Bunlar beka, minimum risk ve güç-iktidar ikilemidir. Bu üç döngü sürekli var olmuştur, herhalde özneyi nesneye yönelik faaliyetlere iten şeyler de bunlardır. Nasıl ki bir devlet bekası için yahut mevcut gücünü muhafaza etmek için çeşitli araçlar ile ancak bahsini ettiğimiz döngüdeki amaçlar ile diğer bir devlete karşı tehdit olabilmektedir. Ve mesele böyle ele alınınca özne ile nesne arasında uyum söz konusu olsa da olmasa da güvenliğin her daim bu sistemsel döngünün içerisinde söz konusu olduğu anlaşılır.

Tüm bunlara ek olarak özellikle soğuk savaş sonrası sık sık insani güvenlik, çevre güvenliği, sosyal güvenlik gibi terimler kullanılmıştır. Bu terimler güvenliği aslında yeniden tanımlamıyor güvenliğe bir misyon yüklüyor değişen şey aslında yüklenen bu misyondur. Özetle söylemek gerekirse güvenliği tanımlamak beyhude bir çabadır, çünkü güvenlik olgusu yere, zamana ve halin durumuna göre değişebilir, ayrıca özne ile nesne arasındaki analiz düzeylerine göre de değişebilir, güvenlik tüm bu unsurların varlığında söz konusu olabilir onu bir kılıfa sokmak ona mana vermek diğer bütün unsurları hiçe saymaktır esasen her şeye bir mana vermeye çalışmak bir saplantıdır bu durum amaçtan sapmaya neden olur. Nitekim uluslararası ilişkiler kuramcıları öznenin türettiği şiddetin kaynağını sürekli tartışmışlar ancak odaklanılması gereken şiddetin işlevinin neye yaradığını ve ne amaçla yapıldığını kaçırmışlardır.

Yaramaz Çocuk Kim ?

Uluslararası ilişkiler disiplininde güvenlik sorunlarının kaynağına yönelik temelde üç yaklaşım mevcuttur. Bunlar Kant’çı, Hobbes’çu ve Grotiost’çu görüşlerdir. Hobbes’çu görüşü benimseyenler sistemin yapısının anarşik olduğunu ve insan doğasının kötü olduğunu ve barışın tesis edilemeyeceğini dile getirirler, Kant’ı takip eden kuramcılar barışın tesis edilebileceğini bunun işbirliğiyle mümkün olduğunu söylerler, Grotiost’u takip eden kuramcılar ise uluslararası bir üst yargı inşa edilirse kalıcı barış mümkün olmasa da yine de çatışmanın önlenebileceğini iddia ederler (Baylis, 2008: 70).

Başlıkta yaramaz çocuk kim yazıyor bu insanlar o çocuğu bulup ne yapacaklar onu cezalandıracaklar mı yoksa bu sorunun çözümünü kolaylaştıracak mı? İşte bütün tartışma kim olduğunu bilmediğimiz ya da tam olarak ayırt edemediğimiz bu yaramaz çocuk etrafında şekilleniyor. Bu düşünürler etkilendikleri çevreye göre dünyayı yorumlamış ve ona göre şiddetin kaynağına yönelik farklı olarak yorumlar ortaya koymuşlardır. Örneğin Hobbes’un yaşadığı dönem içerisinde otuz yıl savaşları yaşanmış ve bu dönemde kendisi bir takım zorluklar çekmiştir. İlkin dediğimiz gibi güvenlik olgusu ya da algısı zamana ve mekana göre değişebilir. Hobbes’un bu karamsarlığı dönemin koşullarından etkilendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Burada güvelik sorununun kaynağına yönelik tartışmalar tamamen reddedilmemekte ancak bunun haddinden fazla dile getirildiği iddia edilmektedir. Güvenlik sorunsalını yaratan çatışmanın nereden ve nasıl kaynaklandığına dair tespitlerde güvenlik analizlerine katkı sağlamıştır ancak çatışmanın çözümü için odak noktası olmamalıdır. Çünkü mevcut sorunun çözümü mevcut nedenlerdedir, bunu çok çok ötelere dayandırmak sorunu çözümleyebilmek için tartışmalı bir süreci meydana getirir.

Soğuk Savaş Donemi Güvenlik Tartışmaları

Bu döneme hakim olan iki kutuplu sistem karşılıklı güç arayışlarını arttırmış ve inanılmaz bir silahlanma dönemi yaşanmıştır. Hatta dönemin bu durumunu izah etmek için dehşet dengesi tabiri kullanılmıştır. Daha sonrasında yumuşama dönemine geçilse de silahlanma yarışı devam etmiş ve bu döneme damgasını vuran realist teori dönemin kağıda düşen izdüşümünü yansıtmayı becerebilmiştir. Bu dönem içerisinde güvenlik devlet merkezli ele alınmış ve genel itibariyle askeri boyutta incelenmiştir. Aşamalı olarak güvenlik boyutları değişmiş ve de gelişmiştir. Özne ile nesnenin mevcudiyetinin mümkün olduğu zamandan beri güvenlik, daima gündemini korumuş ve sonraları aşamalı olarak güvenliğe bu süreçte yeni misyonlar yüklenmeye başlanmıştır. Aynı zamanda nesneler ve özneler değişebilirken kimi zamanda analiz düzeyleri (bireysel, ulusal ve uluslararası) değişebilmektedir (Singer, 2006: 3,24).

Dönemin Bilim Anlayışı ve Güvenlik Sorununa Yaklaşıma Etkisi

Pozitivizm orta çağın sonlarında gelişen görgücü ve olgucu bir anlayışa dayanan bir bilim felsefesidir (Sönmez, 2010: 161). Kavramları açıklarken olanla ilgilenir ve düalist bir niteleme mevcuttur. Siyah olanı beyaz ile açıklamayı yeğler. Birçok sosyal bilim dalında olduğu gibi uluslararası ilişkiler bilim dalında da etkisini göstermiş ve özellikle yirminci yüz yılın ortalarında dönemin güvenlik analizlerinde etkisini göstermiştir. Pozivitizm her şeyi genelleyerek açıklamayı kabul eden bir bilim anlayışıdır. İşte bu bilim anlayışının dönemin bilim anlayışına hakim olması güvenliğin dar bir alanda sorgulanmasına neden olmuş ve genel olarak sadece askeri alanları kapsamıştır. Güvenliğe dahil edilen diğer bir ifadeyle güvenliğe yüklenen misyonlar aslında bilim anlayışının değişmesiyle de ilgilidir. Aşağıda inceleyeceğimiz kuramlarda özellikle realizmde güvenlik alanı daraltılmış olarak ele alınmıştır, dönemin bilim anlayışı güvenliğin bu analiz düzeyinde incelenmesine neden olmuştur.

Liberalizm ve Neoliberalizm

Liberalizm yirminci yy. da ABD başkanı Wilson ile güvenlik sorunlarına bilimsel bir anlayışla yaklaşabilmeyi öngören ve devletler üstü bir hukuki yapının kurulması ile çatışmanın önlenerek barışın tesis edileceği hevesiyle geliştirilen esas bilimsel evrimini ikinci dünya savaşı sonrası tamamlayan idealizmin ütopik savlarını daha yere basan bir anlayışla geliştirilen bir kuramdır. İlk dönemler de yani birinci dünya savaşından sonra daha çok uluslararası örgütlerin işbirliği ile barışı tesis edebileceği fikriyle seslendirilmiş ancak bunun nasıl yapılacağı ikinci dünya savaşı sonrası bilimsel tartışma içerisine dahil edilmiştir.

Wilson ilkelerinin on dördüncü maddesinde özel antlaşmalarla, küçük, büyük tüm devletlerin siyasi bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini güvence altına alacak bir uluslara birliği kurulmalıdır, denilirken barış için önemli bir adım atılmış oluyordu (Kaymaz, ty:). Bu madde esasında MC’nin ve daha sonra BM’nin kurulmasına öncülük etmiştir. Wilson aslında devletlere bir kolektif güvenlik misyonu yüklüyordu. Dünya sisteminde ilk defa devletler böyle bir durumla karşılaşmış zaten ilk oluşumunda birçok devletin yeterince önemsemediği ancak BM ile dikkatlerin üzerine çekildiği bir uluslararası oluşumdur. İşte liberalizmin güvenlik olgusuna yaklaşım açısından temel esin kaynağı böyle uluslararası kuruluşlardır. Liberalizmin özünde işbirliğine dayalı ortak bir güvenlik anlayışı yatar.

John Locke liberalizmin kurucusu kabul edilir ve daha çok liberal düşüncenin ekonomik varyasyonlarıyla ilgilenmiştir. Liberalizm bireyi öne çıkaran önceleri ekonomik alanda etkisini gösteren ve daha sonra birçok bilim dalını etkileyebilen bir düşünce biçimi olarak gelişmiş ve güvenlik olgusunu da etkilemiştir. Ekonomi öncüllü bir kuram olması barışın tesisinde işbirliğine yüklediği önem ile aslında zihinlere kuramın güvenliğe yönelik yaklaşımını anlamada bir ipucu verdiği anlaşılmaktadır.

Bu kuram çerçevesinde savaşın doğası gereği faydasız olduğu mevcut olarak doğal düzende savaşın olmadığı ancak bazı çarpıklıkların savaşı körüklediği iddia edilir. Norman Angel; savaşta galip gelenler bile büyük zarara uğrar, diyerek savaşın faydasız olduğunu iddia eder (Sandıklı, ty: 38). Bu bakış açısı Pirus Zaferi’[5] ile özdeşleşen bir anlayışa sahiptir. Bu kurama göre savaş kayıpları getirirken, barış ise mutlak kazançları getirir. İşbirliğine yönelik vurgu yaparlar, üst bir hukuk düzeni oluşturma gayreti vardır. MC ve BM bunun en güzel örnekleridir. İşbirliğini esas aldıkları için “mutlak kazançtan” bahsederler ve böylece herkesin karlı çıkacağı düşüncesini savunurlar. Kolektif güvenlik vurgusu burada önemlidir, çünkü bununla beraber üst bir yargı organı oluşturma gayreti vardır; başarılı olup olmadığı tartışılsa da (BM Güvenlik Konseyi’nin) barış umudu için önemli bir adımdır.

Adam Smith keza devletin güvenlik dışında diğer bütün şeylere karışmaması gerektiğini savunur (Çetin, 2001’den Aktaran: Uğuz, 2015: 89). Aslında bu görüşte yine liberalizmin güvenlik durumuna yönelik temel yaklaşımı hakkında ipucu vermektedir. Liberalizm güvenliği daha çok maddi unsurlar üzerinden ele almayı tercih etmiştir denilebilir. Çünkü liberal kuramın ekonomik kökenli olması güvenlik durumunu ele alırken güvenlik olgusuna yönelik geliştirmiş olduğu faktörleri de etkilemiş ve bunun sonucunda maddi unsurlar daha çok ön planda olmuştur. Emer de Vattel (Uğuz, 2015: 90), insanın doğuştan özgür olduğunu, her devletin bağımsız ve egemen olduğunu, uluslararası ilişkilerin anarşik bir özelliğe sahip olmadığını savunarak, aslında liberalist kuramcıların işbirliğine yönelik ve bireye atfettiği özgürlük ile güvenlik olgusuna yaklaşımı hakkında yine bizlere ipucu vermektedir.

Liberalizm yukarıda ifade ettiğimiz gibi bilimsel evrimleşmesini ikinci dünya savaşında sonra gerçekleştirmiştir, bunu da realizmin karşısında yer edinerek yapabilmiştir. Liberalistlere göre güvenlik sorunu var olan anarşik yapıdan değil yanlış bilinçlenmelerden kaynaklanmaktadır. O halde yapılması gereken şey bu yanlış bilinçlenmeyi düzeltmektir. Neoliberalizm ise klasik liberalizmden farklı olarak analiz düzeylerini genişletmiş ve devletler arasında işbirliğini sağlayabilmek için bir takım teoriler geliştirmişlerdir. Bunlar karşılıklı bağımlılık, demokratik barış ve kurumsal liberalizm kuramlarıdır. Bu üç kuramın da ortak özelliği işbirliği bağımlılık meydana getirir ve bu durum savaşı önler güvenlik böylece sağlanır. AB ülkelerinin daha ikinci dünya savaşında güç mücadelesi gerçekleştirirken sonrasında oluşturulan kömür ve çelik ekonomik işbirliği ile barışın ve güvenliğin tesis edilişini sık sık dile getirirler. Hatta bu işbirliği ekonomik bütünleşme ile kalmayıp yine birçok alana da yayılarak bir Avrupa Federasyonu’na doğru yöneldiği iddia edilmektedir. Burada söz konusu olan durum yetki devridir aşamalı olarak gelişen bu devir sonucunda siyasal bütünleşme sağlanır. Liberalistlere göre uluslararası örgütler aracılığıyla barışın tesis edilebilir. İlkin teknik konularda bütünleşmenin sağlanması daha sonra bütünleşmenin spill over etkisi meydana getirerek birçok konuda bütünleşmenin sağlanması ile “çoğulcu bir güvenlik topluluğu” meydana getirmeyi amaçlarlar.

Neoliberal kuramcılara göre artık uluslararası sistemde devlet dışı aktörler de etkinlik kazanmıştır ve güvenlik sorunlarının çözümünde katkıları söz konusudur. Bu yaklaşım güvenlik sektörlerinin genişletilmesi gerektiğini iddia eder. Bu güvenlik sektörlerinin bazılarının “hard power” bazılarının da “soft power” durumlarında ortaya çıkacağı iddia edilir. Bu sektörel ayrım özne ve nesneye yüklenen misyondan ötürü ortaya çıkmıştır. Bu ayrım kimi zamanda yüksek politika ve düşük politika olarak adlandırılır. Örneğin askeri güvenlik yüksek politika olarak adlandırılırken cinsiyet güvenliği düşük ya da ardıl-ikincil politika olarak adlandırılmaktadır. İşte bu durum liberalizmin güvenlik analizinde devlet merkezciliğinden tam olarak ayrılamadığı anlaşılabilir çünkü devletin çıkarını göz önünde bulundurarak onu daha üst zeminde incelemek herhalde bireyi esas alan güvenlik sektörlerini geri plana itmek demektir. Bundan ötürü belki denilebilir ki liberalizm soğuk savaş sonrası gelişen güvenlik sektörlerine geçiş için bir ön ayaklık yaptı.

Realizm ve Neorealizm

İkinci dünya savaşı ile popüleritesi artmış, genel çerçeve de uluslararası sistemin anarşik olduğunu bu ortamda düzenin sağlanamayacağını devletlerin çıkarlarının birbirilerinin tehdit unsuru olarak algılandığını iddia eden ve uzun süre ve hala da uluslararası ilişkiler disiplinine hakim olan kuramdır. Ulusal veya uluslararası sitemde meydana gelen olayları olduğu gibi incelemeyi yeğlerler, bu durum realistleri ayağı yere basan teoriler üretmesini sağlamıştır. Teori ve pratiğin eş güdümlü gittiği söylenebilir realizm için.

Realizmin ilk savunucusu kabul edilen Thucydides, Peloponez Savaşları adlı eserinde Atinalılar ile Spartalılar arasındaki savaşın nedeni olarak Atina’nın artan gücünün Spartalılar da meydana getirdiği korku olduğunu iddia eder (Yorulmaz, 2014: 110). Belki bu durum doğa durumunun bir sonucudur. Nasıl ki hayvanlar başka bir hayvanın gücünü ister istemez tehdit olarak algılar bu durum doğa durumundaki insan içinde böyledir. Doğa durumunda akli melekelerden ziyade fenomenolojik bir yaklaşımla güvenlik algısı gerçekleştirir. Evet insanı hayvandan ayıran şeylerden biri de sözlü iletişimdir, bunun olmadığı yerde geçerli olan şey ise algı olacaktır. Yani Spartalılar belki de iletişim kopukluğundan bu durumu tehdit olarak algıladı ya da bir diğer güç benim egemenliğime zarar verir endişesiyle savaşı göze aldı. Bu durum öyle sandığımız kadar basit bir durum değildir. Şimdi burada savaşı başlatan unsur belki yüzlercedir ancak bunları saptamakta ayrı bir sorundur. Günümüze kadar meydana gelen savaşların öyle tek bir nedene dayandığını iddia etmek biraz güdük bir iddia olarak kalacaktır. Sözüm ona savaşların nedenleri ile değil de var olan çatışma unsurları için çözümler üretilse sorunlar kendiliğinden düzelmez mi? Evet bu durum karışık bir durum.

Realizmin uluslararası sistemde temel saptamasını açıkça ortaya koymak için Hobbes’in insan insanın kurdudur sözüne atfen denebilir ki devletler devletlerin kurdudur. Şimdi bu tezin doğruluk payı vardır; ancak devletler neden diğer devletleri alt etmek için silahlanma yarışına girer. Güç mü yoksa yılanın başını küçükken ezmek için mi? İkinci kastettiğimiz şey de aslında bir tehdit yoktur ancak o yılan olduğu için her an her şey yapabilir. Bu nedenle bu duruma güvenlikleştirme diyebiliriz.

Realistler başat aktör olarak uluslararası sistemde devleti kabul ederler ve genel güvenlik meselelerini de bu düzeyde yani ulusal düzeyde ele alırlar. Realizm de devletlerin amacı gücü elde etmektir bu durum çatışmanın kaçınılmaz olduğunun göstergesidir ancak neorealistler devletlerin nihai amacının güvenlik olduğunu iddia eder gücün güvenliğe ulaşmada bir araç olduğunu iddia ederler. Devletlerin amaçlarını engelleyen şey diğer mevcut devletlerin güçleridir. İşte bu durumda işbirliğinin mümkün olmadığını vurgularlar. İşbirliğini zorlaştıran şey devletlerin mutlak kazanç yerine göreli kazançlara odaklanmasıdır. Aslında burada daima çatışma vardır nitekim Machivelli şöyle der; Bir prens için barış zamanı savaşa hazırlanmak için geçen süredir. Bir prensin savaşa hazırlanmaktan başka işi olmamalıdır ( Sandıklı, ty: 22). Platon da; Çoğu kişinin barış dediği şey sadece laftan ibarettir. Gerçekte ise her şehir devlet, doğası gereği, daima tüm şehir devletlerle ilan edilmemiş bir harbin içindedir, der ( Sandıklı, ty: 22). Bu söylemler realizmin temel felsefesini açıkça ortaya koyar ve buradan da anlaşılıyor ki realistlere göre insanın doğası kötüdür savaş kaçınılmazdır.

Realizme göre güvenlik sadece askeri meseleleri ilgilendiren bir olgudur ve sitemin anarşik yapısından ötürü bir güvensizlik durumu hakimdir ve bu konumda devletler bir güvenlik ikilemi[6] yaşarlar. Realist görüş içerisinde de güvenliğe yönelik üç yaklaşım söz konusudur:

Savunucu Realizm: Güç oluşumu tehdit algısı meydana getirir, aktörler (devletler) her türlü tehdit unsuru oluşturabilecek şeyi dikkate alırlar ve bu da kaçınılmaz olarak bir silahlanma yarışını meydana getirir. 1945 ile 1960 yılları bu görüşü destekler ve hatta bu döneme “dehşet dengesi” dönemi denilmektedir. Özellikle iki kutuplu düzenin etkisinde olan bu süreçte SSCB ve ABD’nin karşılıklı soğuk meydan savaşı tüm dünyayı derinden etkilemiştir.

Saldırgan Realizm: Burada gücü elinde tutmak isteyen aktörün gücünü sürekli arttırma çabası içinde olmasıdır. Soğuk Savaş sonrası meydana gelen tek kutuplu dünyada ABD’nin güç odaklı konumlanma çabası bu görüşe örnektir. Herhalde yukarıda değindiğimiz gibi ABD diğerlerini yılan olarak görüyor. Bugün dünya genelinde açık ara ile en çok savunma sanayii yapan ülke ABD’dir. Sanırım böyle bir algılama var.

Koşulcu Realistler ise klasik realizmin özünde var olan rekabet odaklı çatışmayı, önyargı olarak vurgularlar. Göreli kazançların devletleri, işbirliğine götüreceğini iddia ederler. Klasik realizmde aldatmanın haddinden fazla zikredilmesini reddedip bu varsayımların riskler taşıdığını iddia ederler.

Neorealizmi ayrı başlık içerisinde ele almadık çünkü temel yaklaşım olarak realistlerle aynı düşünceyi paylaşırlar ancak şu konularda ayrılırlar, devletler arasındaki işbirliğinin meydana gelmesinin imkansız olmadığını iddia ederler ve güvenliğe yüklenen misyonu genişletirler sadece ulusların değil uluslararası sisteminde güvenliği söz konusudur. Güvenlik sektörleri burada aşamalı olarak gelişmeye başlar ve ilk olarak burada ekonomiyi de güvenlik sektörüne dahil ederler. Bunun temel nedenlerinden biri meydana gelen ekonomik krizlerin politikayı şekillendirmedeki gücüdür, nitekim 1973 petrol krizi[7] bunun en güzel örneğidir.

NeoMarksizm ve Güvenlik

Kapitalizmin ülkeleri çevre merkez denkleminde konumlandırdığını, çevrenin merkeze bağımlı olma halinin bir güvenlik sorunsalı meydana getirdiğini iddia eden bir kuramdır. Klasik Marksizmin proleterya ve burjuva sınıflandırmasını bu safhada bu kuramcıların bunu merkez ve çevre sınıflandırmasına uyarladıkları görülmüştür. Neomarksistler çatışmanın doğu batı eksenli olmayıp kuzey ve güney eksenli olduğunu iddia etmişlerdir. Bu da yine sermayenin kuzeyde yoğunlaştığını iddia etmelerinden kaynaklanmaktadır. Analizlerinde sadece devleti ele almayıp toplumları da analiz düzeyine dahil etmişlerdir. Zaten kuramın özünde toplumlar da ikiye ayrılır burjuva ve proleterya. Burada merkez devletleri burjuva çevre devletleri proleterya ile eş tutum söz konusudur. Birçok Marksist teoride olduğu gibi bu kuramın genel dünya bakışı sömürenler ve sömürülenler eksenindedir.

Marx’a göre, bilinç dış yaşamı değil dış yaşam bilinci meydana getirir (Birdişli, 2011: 164). O halde başkasının güvenliği bir diğeri için tehdit oluşturabilir. Ayrıca Marx’a göre maddi olarak üretim olanaklarını elinde bulunduran grup kendi çıkarlarını toplumsal çıkar gibi sunar (Birdişli, 2011: 164). Bugün ABD’nin kendi ulusal güvenliğini tüm dünya için tehdit olarak lanse etmesi herhalde bu düşünceyi destekler. Aslında burada merkezin istekleri rıza ile ya da zorla merkezin altındaki gruplara dayatılmaktadır. Burada güvenliğin misyonunu belirleyen şey misyonerlerdir.

Bu kuram aslında soğuk savaş sonrası türetilen teorilere bir nevi bir geçiş ortamı sağlamıştır. Ancak söylemlerinde çatışmanın kaçınılmaz olduğunu dile getirmeleri realizmden tam olarak ayrılmadıklarını göstermektedir. Aslında yaptıkları şey çatışmanın kaynağına yönelik getirdikleri açıklamalardır.

Soğuk Savaş Sonrası Güvenlik Tartışmaları

Soğuk savaş sona ermeden önce güvenliğe yüklenen misyonlar, politikaya etki edebilme düzeyine göre, genişlemiş ve epistemolik olarak pozitivizm bu dönemde sorgulanmaya başlanmıştır. Artık tep kutuplu bir dünya düzeni oluşmuş bu da karşılıklı iki gücün çatışmasını engelleyerek iki kutuplu düzenden daha farklı bir güvenlik anlayışlarının çıkmasına olanak tanımıştır. Yeni dünya düzeni tabirleri bu dönemde sık sık kullanılmaya başlanmıştır.

Herhalde soğuk savaş öncesi dönemin karşılıklı iki gücün çatışmasına odaklanması diğer güvenlik sektörlerinin doğmasını geciktirmiştir. Yukarıda da bahsedildiği gibi ekonomik vb. birçok faktör de güvenlik sorunu oluşturma gücü yakalamış bu da bu dönem içerisinde hemen hemen her türlü unsurun tehdit edilme potansiyeli üzerine odaklanılmıştır.

Dönemin Bilim Anlayışı

Uluslararası ilişkilerde genel olarak ele alınan üç büyük tartışma vardır. Ole Waever’e göre öncelikle realizm ve idealizm ekseninde gelişen tartışma neorealist, neoliberal ve neomarksist kuramcılar etrafında geliştirilen tartışmalar ve son olarakta özellikle soğuk savaş sonrası gelişen epistemolojik tartışmalar mevcuttur (Şatana, ty: 17). Pozitivizm bu dönem de büyük bir eleştiriye maruz kalmış meseleleri tek düzeciliğe indirgemesi ve tek doğru anlayışı en çok eleştirilen konulardan biridir. Post-pozivitizm bu duruma karşı çıkmış tekdüzeliği reddetmiş her şeyin genellenerek açıklanabileceğine karşı çıkmışlardır. Pozivitistler postpozivitistleri hayalperest olarak nitelerken postpozitivistler de pozivitistlerin matematiksel genellemelerini eleştirmişlerdir. İşte böyle bir bilim anlayışı içerisinde hemen hemen özne ve nesnenin olduğu bütün sistemlere bir güvenlik misyonu yüklenme gayreti içerisine girilmiştir. Ancak soğuk savaş öncesi dönemde olduğu gibi tartışılan güvenlik sorunlarının nasıl ve hangi mercilerle çözüleceği tartışması hala devam etmektedir. Belki de iki bilim anlayışı zıt kutuplara konulmaktansa meseleleri daha iyi anlayabilmek için aynı anda değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Elbette iki metodolojinin aşırılıkları vardır ancak bunlar beraber çözümlenirse analizler daha tutarlı ve kapsamlı olabilir.

Kopenhang Okulu

Kopenhang okulu 1985 yılında Avrupa güvenliğinin askeri olmayan güvenlik boyutları projesi ile temeli atılmış ve daha sonraları güvenlik ile ilgili yapılan çalışmalar birçok alanı etkilemiştir (Açıkmeşe, 2011: 57). Güvenlik konusunda ciddi çalışmalar yapan kopenhang okulu kuramcıları güvenliği sektörel anlamda ele almışlar ve güvenliğin birçok misyonu olduğunu iddia etmişlerdir. Okulun Kurucusu sayılan Buzan güvenliği siyasi, ekonomik, sosyal, çevresel ve askeri alanları da güvenlik meselesine dahil ederek güvenliği daha geniş bir çerçevede inceleme gayreti içerisinde olmuştur (Baylis. 2008: 73). Böylece artık güvenlik atomize edilerek sorunlar daha derinlemesine ele alınmaya çalışılmıştır.

Kopenhang okulu artık sadece devletlerin kendi çıkarlarını gözetmesinin güvenlik politikalarını tahrip ettiğini birçok devletin farkına varmasıyla kollektif güvenlik şuurunun oluştuğunu iddia etmiştir.(Buzan, , 1983’ten Aktaran: Aytekin, ty: 3)

Güvenlik Kavramına Yüklenen Misyonlar
Güvenlik Boyutları Nesne Sistem Özne
Ulusal Güvenlik Devlet Beka Şeyler
Toplumsal Güvenlik Milletler Kimlikler Şeyler
İnsan Güvenliği Birey Hayat Şeyler
Çevresel Güvenlik Ekosistem Hayat Şeyler
Cinsiyet Güvenliği Cinsiyet eşitsizlikleri Eşitlik, Adalet Şeyler

Şekil 1.[8]

Yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi güvenlik, analiz düzeyi ve sektörler bağlamında genişletilmiştir. Güvenliğe yüklenen misyonlar aşamalı olarak genişlemiş ve derinleşmiştir tabi bu da beraberinde kimin için, hangi düzeyde, ne kadar güvenlik gibi soruları gündeme getirmiştir. En başta güvenliği tanımlarken güvenlik mevhumunun içerisinde üç unsur barındırdığını iddia etmiştik, bu tabloyu türetirken bu üç unsur göz önünde bulundurularak oluşturulmuştur. En başta güvenliğin bir kavram olmadığını iddia ederken gelişen ve sürekli değişen bu güvenlik misyonları iddiamızı doğrular niteliktedir. Ayrıca herkes güvenliği kendi cephesinde analiz etmiş böylece oluşturulan yeni bakış açılarıyla güvenlik mevhumu çok farklı noktalara taşınabilmiştir. Burada tehdit unsuru olarak şeyler’i yazmamızın nedeni her şeyin bir tehdit olabileceği ihtimalidir. Her şeyin tehdit olabileceği ihtimali belki eleştirilebilir. Bu durum bizi kaosun hakim olduğu her şeye şüphe ile yaklaşan şizofrenik bir bakış açısı meydana getirebilir, diye eleştiriler yöneltilebilir. Ancak burada kastedilen şey her bir şey uygun zamanı bulunca sizin karşınızda bir tehdit unsuru olarak olabilme ihtimalidir. Bu kaosu değil belki devamlı tetikte olmayı körükleyen bir şeydir. Bugün dünyamızda hiç kimse var mıdır ki bu endişe ve korkuyu içinde barındırmasın. Şöyle bir örnek ile açıklamak gerekirse ekonomik durumu zayıf olanlar sürekli bıçak altında yarınının endişesi ve korkusu ile yaşamakta değiller mi? Veya tam tersi de mümkün değil midir bunun? Yeryüzünde yüzde yüz güvenlikli bir yer var mı ki? Herhalde bu soruya evet diyen çıkmayacaktır hiç kimse şeylerden emin değildir o halde korku ve endişe her an var olabilecek ve her şey uyuyan bir virüs gibi zamanı geldiğinde bir tehdit oluşturabilir özne için.

Eleştirel Kuram

Yine eleştirel teorisyenlerde realist kuramın karşısında yer alan birçok diğer kuramlar gibi güvenliğin sadece askeri alana indirgenmesini eleştirmişlerdir. Devletin klasik güvenlik anlayışına göre sadece devletin bekasının mevzu bahis olması eleştirilmiş bütün yurttaşların güvenliğinin sağlanması gerektiğini dile getirmişlerdir.

Güvenliğin güç eksenli kısmen eş anlamlı olarak ele alınmasının güçlülerin güvenliği durumunu doğurduğunu ve güvenliğin sadece bu merkezde ele alınması gibi sorunları meydana getirdiğini söylerler. BM güvenlik konseyi üyelerinin güçlü devletlerden oluşması ortak ya da küresel bağlamda bir güvenlik analizi yapılmasını engellemektedir. Nitekim BM Boşnak-Sırp savaşında yapılması gereken müdahaleleri yapamamıştır. Bunun temel kaynağı güvenlik konseyindeki devletlerin ortak bir güvenlik anlayışı benimseyememelerindendir.

Robert Cox, uluslararası sistemin sağlıklı işleyebilmesi için ABD’nin hegemonyası yerine insanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak küresel yönetişimin gerekliliğini vurgular. (Sandıklı, ty: 66) Yine başka eleştirel kuramcılar da güvenlik kavramının küresel ve çoğulcu bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini söylerler. Habermas “iletişimsel akıl” kavramını ortaya koyar burada analiz düzeyi olarak bireyi olarak ortaya çıkar.( Sandıklı, ty: 69)

Güvenlik öznel bir olgudur, tek bir güvenlik modeli olamaz güvenlik hem sektörel olarak hem de analiz olarak genişletilmelidir. Genel olarak eleştiriler bu düzeydedir ancak ortaya konulmak istenen olgular nasıl hayata geçirilecek burası meçhuldür.

Postmodern Kuram ve Güvenlik

Postmodernistler, modernizmin düalist kavramsallaştırmasına karşı çıkar onlar çoğulculuğu esas alırlar ve bu düalist genellemelerin sonucu olarak bir durumun ötekine üstünlük getirdiğini iddia ederler ve bu durumun güvenliği sadece devlet merkezli ve askeri alanda ele alınmasının diğer güvenlik sektörlerine üstünlük yarattığı algısını dile getirerek çiftlemeler cenderesine karşı çıkarlar.

Batı merkezli bir güvenlik anlayışı, klasik güvenlik anlayışı, batı değerlerini öne çıkarmakta ve diğer dünyanın değerlerini güvenlik kavramının içerisine dahil etmemektedir. Ayrıca batının kendi ulusal güvenliğini bir uluslararası güvenlik meselesiymiş gibi vurgulaması eleştirilere maruz kalmıştır.[9]

Postmodernistler düşünsel söylem ve yorum mantığının uluslararası sistemde cerayan eden olayları anlamada önemli olduğunu iddia ederler (Baylis, 2008: 82). Kurama göre siz halin durumuna nasıl bir yaklaşım sergilerseniz söylem öylede eyleme geçer anlayışını dile getirmektedir. Bu kısmen doğru olabilir ancak uluslararası politika teoriyi doğurmaktadır ya da politikacılar kuramları ortaya koymaktadır o halde denebilir ki politik söylem değiştirilmelidir. Peki bu nasıl olacak bu da cevaplanmamış sorulardan biridir.

Feminist Kuram ve Güvenlik

Feminizm 19 yy. da kadın hakları savunusu ile gündeme gelmiş ataerkil yapıdaki erkek hegemonyasının kadını boyunduruğu altına aldığını ve kadının eylemsel ve söylemsel özgürlüklerinin kısıtladığını iddia ederek geliştirilen bir düşünsel söylemdir. Bu kuramın söylemcileri erkeği ötekileştirmekte birçok şiddet unsurunu erkeğin doğası ile özdeşleştirmekte ve güvenliği daha da derinleştirerek ele almaktadırlar. Kuram söylemcileri kendi içerisinde tam bir görüş birliği içerisinde olmasa da güvensizlikle erkek hegemonyasını eş tutmada hemen hemen hem fikirdirler. Cinsiyet eşitsizliği, sınıf eşitsizliği gibi bireyin de ötesine giderek güvenlik düzeyini daha da atomize etmişlerdir. Ancak bunlar realizmin devlet güvenliğini esas alan söylemine karşın bazı kuramcılarca düşük politika olarak adlandırılmaktadır.

Savaşmayan kadınların savaştan ne kadar etkilendiklerini dile getirerek bir nevi savaşın görünmeyen yüzünü dile getirirler. Burada şunu belirtmek gerekir ki 20.yy’a kadar savaşlar harp meydanlarında olmakta ve cephede savaşan birlikleri daha çok etkilemekteydi. Ancak modern dünyada artık savaşlar her an her yerde bir canlı bombayla, terör saldırısıyla veya başka unsurlara oluşabilmekte ve birçok kişiyi olumsuz etkileyebilmektedir. Savaşa müdahil olsun olmasın savaşın mağdurları çocuk, kadın, yaşlı herkes olabilmektedir. Örneğin Bosnalı kadınlara sistematik bir tecavüz girişiminde bulunulması da kadınların da savaşta bir silah olarak nasıl kullanıldığını yine bu kuramcılar iddia ederler. İşte böyle bir durumda güvenlik sadece askeri alanda kalmamalıdır çünkü bu durum erkek egemen güvenlik anlayışının yıkıntılarını açıkça ortaya koymaktadır. Bundan ötürü güvenlik yeniden düşünülmelidir derler.

Feministlerin uluslararası ilişkiler disiplininde en çok eleştirdikleri noktalardan biri kadınların uluslararası ilişkilerde bir özne olarak sistemin içerisinde yer almamasıdır (Tickner, 1994’ten Aktaran: Koyuncu, 2012: 117). Güvenlik meselelerini kuranlar erkek hegemonyasının türevleridirler, kadınlar burada yokturlar hatta feministler güvenliği batılı politik toplumun askeri kavramsallaştırmasına yönelik sembolik bir tehdit olarak ele alındığını söylerler (Koyuncu, 2012: 126). Yine realizmin dışında kalan birçok diğer kuram gibi feministlerde realistlerin güvenliği dar ve devlet merkezli olarak ele alışını eleştirirler. Ancak devletlerin güvenliği tam sağlanmadan diğer alçak politika sayılan unsurların güvenliği sağlanabilir mi? Belki realizm ve diğer kuramlar birlikte var olacaklar ancak realizmin dışındaki kuramlar realizmle birlikte var olacaktır.

İnşacı Kuram ve Güvenlik

İnşacı kuram uluslararası ilişkiler disiplinine pozitivizm ve post-pozitivizm tartışmalarının yaşandığı bir dönemde girmiş ve kimilerince bu iki bilgi felsefesi görüşünün ortasında yer edindiği söylenmiştir. Zira inşacı kuramın pozitivist bir bilgi felsefesini benimseyen ve post-pozitivist bir anlayışla ontolojiyi ele alan pozitivizm ve postpozitivizm arasındaki bir kuram olduğu söylenebilir (Friedrichs, 2004’ten Aktaran: Kaya, ty: 92). Ancak kuram içerisinde çeşitli farklı görüşler bulunmaktadır. Diğer kuramların aksine inşacı kuram sosyal yapılara önem vermektedir. Böylece uluslararası ilişkiler disiplinine diğer kuramlarca pek ele alınmayan kimlik, kültür gibi unsurlar bu kuram içerisinde ele alınmaktadır. Uluslararası ilişkilerin genel çerçevede güç ve çıkar ilişkisine dayalı anlayışı tam olarak reddetmese de inşacı kuram eylem ve söylemlerin nasıl bir evrim geçirdiğini ve bu evrimin toplum, toplumların oluşturduğu devleti nasıl etkilediğini merak eden sosyal olana önem veren bir anlayışa sahiptir (Walt, 1998’den Aktaran: Kaya, ty: 100). Dış dünyanın baskın gücünün diğer yeni türeyen yapıları ya da bireyleri şekillendiren bir etkisi vardır. Feministlerin iddia ettikleri toplumsal cinsiyet durumu belki inşacı kuramın iddia ettiği bu durumla özdeşleşmektedir. Nasıl ki toplumun baskısı neticesinde şekil alan erkek ve kadın rolleri acaba uluslararası ilişkilerde devletleri veya diğer aktörleri feminizmde olan toplumsal cinsiyete benzer bir durumdan ötürü mü birbirlerine karşı güç mücadeleleri vermektedir. Öyle kolay cevaplanabilecek bir soru değildir tabi bu kim bilir?

İnşacılar uluslararası ilişkilerdeki yapıyı da yine diğer kuramlardan farklı olarak ele alırlar. Uluslararası sistemi meydana getiren unsurlar sadece maddi unsurlar değildirler sosyal yapılarda bu sistemi oluşturan parçalardır. Sosyal yapıları da meydana getiren kimliklerde değişken bir yapıya sahiptir. Bu her birey için farklı ontolojik bir ayrımı meydana getirir. Genel olarak bu kuram diğer uluslararası kuramlarının aksine daha çok sosyal yapılarla ilgilenmektedir. Sosyal yapılar da ortak bilgi, maddi kaynak ve eylemlerden oluşur (Baylis, 2008: 79).

İnşacı kuramcılar ulusal kimlik üzerinde yoğunlaşırlar netice itibariyle ulusal çıkarları meydana getiren şey ulusal kimliklerdir. Aslında bu kuram olaylara fenemenolojik bir bakış sergilemektedir. Bu kuramla beraber güvenlik olgusu daha da derinleşmiştir. Artık kimliklerin güvenliği sorgulanmıştır. Yine bu kurama göre yıllardır süren çatışmaların nedeninde sosyal yapıların türetmiş olduğu bu kimliksel çatışmalar söz konusudur. Ermenistan ile Türkiye arasında devam eden bu sürtüşmenin nedeni bu kimliksel ayrım değil midir? Aslında feminist teorisyenlerin dile getirdiği bu toplumsal cinsiyetin sadece kadın erkek değil aynı zamanda devletler arasında ya da toplumlar arasında da görünmeyen şeyler yüzünden çatışmaya sürüklendiği söylenemez mi?

Sonuç

Güvenliğin uluslararası ilişkiler disiplininde önemli bir yeri vardır. Eğer bizim güvenlikten anladığımız şey tehdit unsurlarını bertaraf etmekse o halde güvenliği kavramsallaştırarak mevcut amaçtan sapmak yerine özgün çözüm önerileri sunarak minimum düzeyde de olsa insanoğluna fayda sunmak olmalıdır. Güvenlik sorununun elbette ki sosyolojik, tarihsel, dinsel, kültürel nedenleri vardır ancak çözüm derinlerde değildir çözüm halin durumuna münhasır müdahale edebilmektedir. Örneğin Suriye’deki iç savaşın elbette dinsel, ekonomik nedenleri vardır ancak çözüm bunun ötesinde bir şeydir. Meselenin iç yüzü esasında işin magazin kısmıdır bu ayrıca tartışılır, uluslararası ilişkiler kuramcıları magazin yerine rasyonel, tutarlı ve pragmatist bir yaklaşım taşıyan somut veriler sunabilmelidir.

Uluslararası ilişkilerde genellikle pratik teoriyi doğurmuş ve böylece geliştirilmiştir. Çok az denecek kadar teorinin pratiği doğurduğu durumlar vardır. İşte buradaki fark bu kuramları oluşturanlar ya da gayeyi hayal edinenler aynı zamanda politika yapıcılardır. O halde teorisyenler özellikle barışın hayalini kuranlar ya politika yapanları etkileyebilmeyi başaracaklar ya da politikayı doğrudan doğruya etkilemeye çalışacaklardır.

Realizm pozitivizmin bilim anlayışıyla şekillenmiş bir kuramdır. Bu kuramın söylemcileri ayağı yere basan gerçekçi politika üretebilmeyi başarabilmişlerdir. Realizmin dışında kalan diğer bütün kuramlar realizmin güveliği dar bir çerçeve de ele aldığını iddia ederler. Bu belki eksikliktir belki de tepeden inme bir güvenlik anlayışıdır. Güvenliğin amacı barış ise barış hayali bu tepeden büyük sorunları hallederek minimum değerlere inmek ile mi yoksa minimum değerleri güvenlikleştirerek büyük meselelere doğru yol almak ile mi gerçekleşir? Şimdi büyük sorunları halletmeden nasıl küçük sorunlara odaklanacağız? Örneğin iç savaşın hala devam ettiği Suriye de silahlar susturulmadan herhalde diğer güvenlik meselelerini konuşmak abes olacaktır. Bu nedenle realizm uluslararası ilişkiler disiplininin özellikle güvenlik çehresinde başat bir kuramı olacaktır. Çünkü çatışma devamlı var olacaktır, mesele çatışmayı durdurmak değil yönlendirebilmek olmalıdır. Realizmin dışında kalan bütün diğer kuramlar realizmin şemsiyesi altında varlığını devam ettirecektir. Yine bir örnekle açıklamak gerekirse realizm sistem güvenliğiyle ilgilenmektedir sistemin anarşik yapısından sık sık bahsedilir bu kuramda o halde bu anarşik yapıda çatışarak hayatta kalabilmek önemlidir. Şimdi anarşik yapıyı tam anlamıyla ortadan kaldırmak mümkün değildir ancak bir takım üst normlarla yönlendirmeler yapılabilmektedir. Ancak bu üst normlar bazen çiğnenebilmektedir anarşik yapı devam etmektedir. Herhalde tanrı kılıncını çekip dünyaya gelene kadarda devam edecektir. Böyle bir yapı söz konusu olduğu müddetçe realizm mevcut kuramlara bir zemin teşkil edecektir.

Realizmin karşısında yer alan özellikle soğuk savaş sonrası gelişen güvenlik söylemleri heyecanla söylenmiş ve dillendirilmiştir. Ancak siz yerdeki çamuru temizlemeden üstünüze çamur sıçratmadan o yoldan geçemezsiniz. Elbette ki diğer güvenlik söylemleri olacak bunlar söylenecek ve hatta çeşitli organlar vasıtası ile hayata geçirilmeye çalışılacak ancak realizm hep var olacaktır. Çünkü o yerdeki çamur hiçbir zaman bitmeyecektir. Diğer kuramlarda realizmle beraber gelişecek şekil alacaktır. Belki de olması gereken budur.

Güvenlik olgusuna yüklenen misyonların gelişmesinde aslında temelde üç neden vardır. Birincisi iki kutuplu bir sistemin dünyada yaratmış olduğu o dehşet dengesi odak noktasını devletlerinin bekasına yönlendirmişti. Bu iki kutuplu sistemin yerini tek kutuplu bir düzene doğru bırakma eğilimi güvenlik meselelerinin odak noktasını genişletmiştir. İkinci bir neden birçok sosyal bilimde olduğu gibi pozitivizm sorgulanmış ve bu sorgulama ister istemez güvenliğin kapsamını genişletmiştir. Üçüncü olarak küreselleşmenin meydana getirdiği etkileşim ile askeri alanlar dışındaki birçok alan en az askeri alan kadar bir tehdit oluşturabilecek konuma yükselmiştir. Bu durumda peyder pey güvenliğe yönelik yeni misyonlar yüklemeyi gerekli kılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken şu ki eğer üçüncü neden oluşmasaydı diğer meseleler acaba gündeme gelir miydi? Bu bile realizmin meseleleri anlamadaki gücünü gösterebilmektedir. Bugün askeri alan dışındaki bütün güvenlik meseleleri askeri alanın ya aynı fonksiyonunu görmek için ya da onun şemsiyesi altında var olabilmek için vardır. Diğer kuramlar realizmden meseleyi ele alış biçimleriyle farklılaşmaktadırlar ancak aynı işleve hizmet etmektedirler.

YARARLANILAN KAYNAKLAR

Akgül-Açıkmeşe, Sinem, “Algı mı, Söylem mi? Kopenhag Okulu ve Yeni Klasik Gerçekçilikte Güvenlik Tehditleri”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 8, Sayı 30 (Yaz 2011), s. 43-73.

http://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2013/02/algi-mi-soylem-mi.pdf (27.04.2017)

Arends, J. Frederik M., “Homeros’dan Hobbes ve Ötesine: “Güvenlik” Kavramının Avrupa Geleneğindeki Boyutları”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 6, Sayı 22 (Yaz 2009), s. 3- 33.

http://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2013/02/homerosdan-hobbes-ve-otesi.pdf (19.04.2017)

Ataman, Muhittin, “Feminizm: Geleneksel Uluslararası İlişkiler Teorilerine Alternatif Yaklaşımlar Demeti”, Alternatif Politika, Cilt. 1, Sayı 1, Nisan 2009, s.1-41

http://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423869270.pdf (26.04.2017)

Aytekin, Cavit Emre, “Realizm, Liberalizm ve Kopenhag Ekolü Geleneklerinde Güvenlik Kavramı

https://www.academia.edu/6637616/Realizm_Liberalizm_ve_Kopenhag_Ekol%C3%BC_Geleneklerinde_G%C3%BCvenlik_Kavram%C4%B1 (27.04.2017)

Baylis, John, “Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kavramı”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 18 (Yaz 2008), s. 69-85.

http://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2011/06/UIde-Guvenlik-Kavrami.pdf (24.04.2017)

Brauch, Hans Günter, “Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 18 (Yaz 2008), s. 1- 47.

http://www.uidergisi.com.tr/wp-content/uploads/2011/06/Guvenligin-Yeniden-Kavramsallastirilmasi.pdf (24.04.2017)

Birdişli, Fikret, “Ulusal Güvenlik Kavramının Tarihsel ve Düşünsel Temelleri”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 31 (2011/2), s.149-169

http://sbedergi.erciyes.edu.tr/2011-2/8-%20_149-169.%20syf._.pdf (25.04.2017)

Güntay, Vahit, “Uluslararası İlişkiler Bağlamında Güvenlik Algısı ve Siber Güvenlik; Akdeniz, Karadeniz ve Avrupa Bölgeleri Üzerine Bir Değerlendirme”, The Journal of Academic Social Science Studies, Number: 37 (2005) , p. 477-489.

http://www.jasstudies.com/Makaleler/1728752921_33Ar%C5%9F.%20G%C3%B6r.%20Vahit%20G%C3%9CNTAY.pdf (23.04.2017)

Güvenç, Serhat, “11 Eylül Sonrasında Dünya, Ulus Devlet, Küreselleşme ve Terörizm”, 2001.

https://www.academia.edu/940596/_11_Eyl%C3%BCl_Sonras%C4%B1nda_D%C3%BCnya_Ulus_Devlet_K%C3%BCreselle%C5%9Fme_ve_Ter%C3%B6rizm_G%C3%B6r%C3%BC%C5%9F_Kas%C4%B1m_2001?auto=download (22.04.2017)

Kaya, Sezgin, “Uluslararası İlişkilerde Konstrüktivist Yaklaşımlar”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, s. 84-111

http://www.politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/63/3/6-Kaya-Sezgin.pdf (28.04.2017)

Kaymaz, İhsan Ş., “Wilson Prensipleri ve Liberal Emperyalizm”, T.C Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-67-68-69/wilson-prensipleri-ve-liberal-emperyalizm (22.04.2017)

Koyuncu, Çiğdem Aydın, Feminist Uluslararası İlişkileri Yaklaşımları Açısından Güvenlik Konusunun Analizi, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 67, No.1, 2012, s. 111-139

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/1646/17594.pdf (26.04.2017)

Öztürk, Ebru Çoban, “Kimlik, Dış Politika ve Uzlaşma: İnşacı Kuram Çerçevesinde Ulusal Kimlikler ve İkili İlişkiler Üzerine Bir Değerlendirme”, s. 1-12

http://haypedia.com/makale/Osmanl%C4%B1%20Tarihi/5fba4f8a-626e-4c5e-9678-7caf79a9d471.pdf (29.04.2017)

Öztürk, Erdem, “Security, Sovereignty, and the State: The Bermuda Triangle of IR”, International Studies Association– USA, October 2-3, 2009

http://s3.amazonaws.com/academia.edu.documents/30504526/International_Studies_Association.pdf?AWSAccessKeyId=AKIAIWOWYYGZ2Y53UL3A&Expires=1493420357&Signature=fRqWdTXAQZcoiDiUgi8oskPdJBM%3D&response-content-disposition=inline%3B%20filename%3DSecurity_Sovereignty_and_the_State_The_B.pdf (25.04.2017)

Sandıklı, Atilla, (Ed.) (2012), “Teoriler Işığında Güvenlik, Savaş, Barış ve Çatışma Çözümleri”, İstanbul: Ecem Basın Yayın Reklamcılık

http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-81-2014021736teorilerisiginda.pdf (21.04.2014)

Sosyal Sözleşme Teorileri I: Thomas Hobbes, Siyasal Düşünceler Tarihi II

http://www.acikders.org.tr/pluginfile.php/2771/mod_resource/content/5/5.Hafta%20-%20Sosyal%20S%C3%B6zle%C5%9Fme%20Teorileri%20I%3B%20Thomas%20Hobbes.pdf (21.04.2017)

Sönmez, Veysel, “Pozivitizm”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi, Sayı 3 (2010), s.161-163

http://debis.deu.edu.tr/UploadedFiles//Birimler/18278/pdf_161-163.pdf (18.04.2017)

Şatana, Nil S., “Uluslararası İlişkilerde Bilimsellik, Metodoloji ve Yöntem”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 12, Sayı 46, s. 11-33.

http://s3.amazonaws.com/academia.edu.documents/41066009/Satana-UI2015.pdf?AWSAccessKeyId=AKIAIWOWYYGZ2Y53UL3A&Expires=1493366162&Signature=1z2wVXYjSAZYpJMdek9LwsROyvs%3D&response-content-disposition=inline%3B%20filename%3DUluslararasi_Iliskilerde_Bilimsellik_Met.pdf (25.04.2017)

Uğuz, Ayşegül, “Liberalizmde Güvenlik Kavramı ve Uluslararası Güvenliğe Getirilen Çözümler”, V. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi – Bildiriler Kitabı II, ty, s. 85-98

http://www.tlck.org.tr/wp-content/uploads/2016/10/TLCK.5.2.B006.pdf (21.04.2017)

Williams, Paul D. (Ed.) (2008), “Security Studies: An Introduction”, Oxon: Routledge https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=4&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwjSgbuTk8TTAhWEWhoKHUCEC3QQFgg-MAM&url=http%3A%2F%2Fwww.fpvmv.umb.sk%2Fcms%2FsaveDataFilePublic.php%3Fuid%3Djusiak%26path%3DJUYwJTE3ViVBMiUwOCVGOHVrJUU1JUUzJUUzJTkyJThDd1AlOEFoJUM4JTIyJTEwJTJDWiVFOCVCOSVENiVEMyVDQiUxOSU3RU9XJTJCJTFCJTE3JUM1JTE4K2RyJUMyJTA3JTQwKzZfJTFBJUYxLiVCRjklRkMlODhwJUUxJTI2JUYxaiUxM2clODklRTklRDAlMDklMDElMTUlREU5JUQyJTg5JUE0UCVCMyVBOCU5RGMlRTAlMDlqNSU5MCVBOCVBRiVCNyUwNSVCOCVGNyVFRCUyQyU0MCVEMSUwNSVFQSUxRTIlOTElQzU%3D&usg=AFQjCNEHO7eVN45qch3Jt71rKkrsabfXZQ&sig2=H58uT1soCqUSgHmTa6o2uA (24.04.2017)

Wolfers, Alnold (1952), “National Security as an Ambiougus Symbol” , Political Science Quarterly, 67 (4): 481-502

http://files.janjires.webnode.cz/200000014-3cb1e3daba/Arnold%20Wolfers%20-%20National%20Security%20as%20an%20Ambiguous%20Symbol.pdf (24.04.2017)

Yorulmaz, Murat, “Değişen Uluslararası Güvenlik Algılamaları Bağlamında Türkiye-Yunanistan İlişkilerinde Değişmeyen Güvenlik Paradoksu”, Balkan Araştırma Enstitüsü Dergisi, Cilt 3, Say 1, (Temmuz) 2014,s. 103-135.

https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=9&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwjOxtK-l7XTAhWK2BoKHWdkAjYQFgg8MAg&url=http%3A%2F%2Fbys.trakya.edu.tr%2Ffile%2Fdownload%2F61741692%2F&usg=AFQjCNGZRaJG4kgxGbhy7sxOIHkAyH2YXQ&sig2=T6iJN42HOXlJESo_VTzhHQ (20.04.2017)

  1. Karadeniz Teknik Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi
  2. Bilinçli özne, nesyene yönelik söylemsel ve eylemsel davranışlarını kasten yapan ve bunu da doğrudan ya da dolaylı olarak yapan özneye denir.
  3. Bilinçsiz özne, nesye yönelik oluşturduğu tehdidin şuurunda ya da farkında olmayan öznedir. Örneğin x devletinin almış olduğu silah ve teçhizatın y devletine tehdit oluşturması.
  4. Yanlış Bilinçlendirilmiş Özne, Nesnenin şeyler tarafından tehdit olarak gösterilmesidir. Aslında ortada bir tehdit usnsuru yoktur ancak buna şeyler tarafından anlam yüklenir ve o unsur tehdit olarak algılanır.
  5. Pirus Zaferi, savaşın galibi olunmasına rağmen savaşın zararlarında savaşı kaybeden tarafla aynı ölçüde zarar görmeyi ifade eden bir kavramdır.
  6. Güvenlik ikilemi devletlerin güvenliklerini arttırma çabasını, diğer devletlerin bu çabayı tehdit olarak algılama durumunu ifade eder.
  7. Petrol ihraç eden arap ülkelerinin petrole uygulamış olduğu ambargo sonucu birçok batılı ülke için bu durumun bir tehdit oluşturmasını ifade eden bir krizdir. Ayrıntı için bknz. http://www.hurriyet.com.tr/1973-petrol-krizi-dunyayi-sarsti-38367579 (21.04.2017 )
  8. Bu tablo Moller ve Oswald’ın oluşturmuş olduğu genişletilmiş güvenlik kavramlarından türetilmiştir. Bknz. Brauch, Hans Günter, “Güvenliğin Yeniden Kavramsallaştırılması: Barış, Güvenlik, Kalkınma ve Çevre Kavramsal Dörtlüsü”, Uluslararası İlişkiler, Cilt 5, Sayı 18 (Yaz 2008), s.11
  9. 11 eylül saldırıları sonrasında ABD bu meseleyi tüm dünyaya küresel bir tehdit olarak lanse etmiştir. Ayrnt için bknz: https://www.academia.edu/940596/_11_Eyl%C3%BCl_Sonras%C4%B1nda_D%C3%BCnya_Ulus_Devlet_K%C3%BCreselle%C5%9Fme_ve_Ter%C3%B6rizm_G%C3%B6r%C3%BC%C5%9F_Kas%C4%B1m_2001 (erşm trh: 23/04/2017 )

Hakkında Mustafa Altıntaş

Gaziantep'in Oğuzeli ilçesinde doğdum. Ilk ve orta okul eğitimimi Oğuzelinde ve lise eğitimimi de Giresun'da tamamladım. 2015 yılında Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim. 2017-2018 bahar dönemi itibariyle karadeniz teknik üniversitedi toplumsal cinsiyet çalışmalarında doktoraya başladım.

İlginizi Çekebilir

Soğuk Savaş Sonrası İnsani Güvenlik: Kutsal Silahlar ve Köle Kadınlar

HUMAN SAFETY AFTER THE COLD WAR: THE SACRED WEAPONS AND LABORER WOMEN   Mustafa Altıntaş[1] …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir