Rus Azınlıkları ve Çeçenistan Sorununun Bu Bağlamda Değerlendirilmesi

Birleşmiş Milletlere göre azınlık tanımı şöyle yapılmaktadır: “Etnik, dil ya da din yönünden bir takım özellikleriyle başka gruplardan ayrılan, ülke nüfusunun yarısından azını oluşturan, egemen grup içinde yer almayan, içinde yaşadığı ülke devletinin yurttaşı olan, kendi içinde dayanışması, özelliklerini sürdürme ortak iradesi bulunan ve çoğunlukla gerçekte (de facto) ya da hukuken (de jure) eşitlik arayan bir grup”[1] olarak ifade edilir. Bu noktada Rusya’da yaşayan değişik etnik, dil, din, kültür gibi farklıklar neticesinde yaklaşık 182 farklı millet (grup) yaşamaktadır.[2] Konu ile ilgili yapılan çalışmalarda Rusya’daki farklı grupların sayısı hakkında çok değişik sayılar verilmekte olup, bu çalışmada Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu tarafından yapılmış olan çalışmadaki sayı verilmiştir. Yapılan çalışma boyunca, Rus azınlıklarının sayısının 160 ile 200 arasında olduğunu belirten çalışmalarla karşı karşıya gelinmiştir. Tabi bu durumun kanımızca en önemli nedeni, sayıları birkaç milyonu bulan farklı azınlıklar ile birkaç bin, hatta birkaç kişi ile sınırlı azınlıkların Rusya’da bulunmasından ötürü kaynaklanmaktadır. Özellikle Sovyet dönemi ve sonrasında Rusya Federasyonu içerisindeki farklı azınlıklar içerisinde karma evliliklerin yapılması, yine yapılan nüfus çalışmalarında azınlıkların kendi kimliklerini gizlemeleri ve üst kimlik olan Rus kimliğini benimsemeleri, Rusça’nın giderek etkinliğini arttırması sonucu yaşanılan asimilasyon ve Rusya tarafından devlet politikası şeklinde ortaya çıkarılan farklı gruplar arasındaki alt gruplaşma-etnos hareketleri de, azınlıkların bilinçlenmesinin ve güçlenmesinin önüne geçmektedir.[3] Bu noktada Rusya’da yaşayan azınlık gruplarının tam sayısı hakkında bir bilgi vermek doğru olmayacaktır.

Bu makale çalışmasının ilk bölümünde Rusya’daki azınlıklar üzerinde durulmuş, SSCB sonrası ortaya çıkan siyasi ortamın azınlıklara olan bakışları irdelenmiştir. Yine çalışma esnasında Rus azınlık gruplarının sayısal veriler ışığında değerlendirilmesi yapılmıştır. Makalenin ikinci bölümünde de Rusya’daki bir azınlık grubu olan Çeçenistan incelenmiş ve Çeçen sorunu azınlıklar açısından bir bakış açısıyla incelenmiştir. Makalede “Çeçen direnişi diğer azınlıklara rol-model olabilir miydi?” sorusunun cevabı aranacaktır.

1. Rus Azınlıkları

Etrafı on üç farklı denizle çevrili, on altı ülkeyle sınırdaş, 17,750,400 km²’ lik yüzölçümü ile dünyanın en geniş ülkesi olan Rusya, etnik dini ve kültürel çeşitlilik bakımından dünyanın en zengin ülkelerinde biridir.”[4] Bu kadar geniş coğrafya ve aynı zamanda geniş kültürel, etnik ve dini zenginlikleri barındıran Rusya, sahip olduğu azınlıkların haklarını anayasal güvence altına almıştır. Ancak Rusya genelinde tartışılan konu bu demokratik hak ve güvencelerin, uygulamada ne denli geçerli olduğudur. Rusya’nın önündeki örnek olan SSCB, uyguladığı merkeziyetçi politikalar neticesinde azınlık gruplarını kontrol altında tutmuştur. Rusya ise bugün bu politikayı gayri resmi olarak sürdürme gayretindedir. Çünkü SSCB, bu sayede güçlü olarak ayakta kalabilmiştir. Rusya SSCB sonrası bir taraftan ulusal mevzuatına Batı tarzı normları uyumlaştırma çabalarına girmiş, bir taraftan da SSCB örneğinde olduğu gibi merkeziyetçi politikalar sürdürülerek sahip olduğu küresel gücü kaybetmek istememiştir. Bu durum ise Rusya’daki azınlıklar açısından bir ikilem oluşturmaktadır.

SSCB’nin Yıkılmasından Sonra Rusya’daki Siyasi Ortam

Rusya’daki azınlıkların topluluk halinde hareket edememe nedeni, Çarlık Rusya’sından SSCB’nin yıkılışına kadar uygulanan resmi göç politikalarına bakıldığında görülecektir. Azınlıkların nüfusunun yoğun olduğu yerlere Rus etnosunun iskanı sağlanmış, azınlıkların da başka bölgelere göç etmesi sağlanmıştır. Günümüz Rusya Federasyonu’nda ise zaten meydana gelen sanayileşme ve ekonomik kalkınma nedeniyle[5] göç faktörü adeta zorunlu hale gelmiş, böylece Rusya’daki azınlıkların bölgesel dağılımı daha da artmıştır.

1991-2000 Boris Yeltsin döneminde SSCB’nin henüz yeni dağılma sürecini yaşamış olması sebebiyle, azınlıklara Rusya sınırları içinde kalmak şartıyla birtakım imtiyazlar, Rusya Anayasası’yla çelişmesine rağmen verilmiştir.[6] Rusya bu süre zarfında azınlıklarla ikili anlaşma yollarına giderken, aynı zamanda Rus bölgeleri ile de birtakım anlaşmalar yapmıştır. Bu durumun ortaya çıkmasında ise Rus etnosunun özerk cumhuriyetlere verilen imtiyazlar konusunda rahatsızlık duyması en temel argümandır. Özellikle Yeltsin döneminde özerk cumhuriyetler, Turovskiy’e göre “devlet içinde devlet”[7] durumuna haizdi. Aslında Yeltsin dönemi incelendiğinde demokratikleşme, hukuk ve insan hakları çizgisinde olumlu diyebileceğimiz reformlar gerçekleşmiştir. Ancak bu reformlara rağmen, azınlıkların bağımsızlık hedefleri içerisinde olduğunun emarelerinin belirmesi üzerine (Azınlıklarda oluşan ulusal kimlik algısı) yerel düzeyde özerkleşme hareketini sona erdirmek zorunda bırakmıştır. Özellikle Vladimir Putin’in 2000’de Başkanlık koltuğuna gelmesiyle Rusya’da tekrar merkezileşme oluşumları gerçekleşmiştir. Bu noktada Putin, yerelleşmenin önüne geçmek ve merkezileşmeyi sağlamak adına, merkezi yönetim birimlerinin yetkilerini genişletirken, özerk cumhuriyetler ve federe birimlerin hak ve yetkilerini kısıtlamıştır.[8] Bunun sonucunda özellikle Kafkasya halklarında huzursuzluklar baş göstermiş, bağımsızlık girişimleri oluşmuş, ortaya çıkan kimlik sorunlarına ekonomik sorunların da eklenmesi ile bölgede terör eylemleri olmaya başlamıştır. Terör faaliyetlerinin oluşmasında ise özellikle valilerin ve yerel cumhurbaşkanlarının seçimle başa gelmesi uygulamasının kaldırılarak, merkezi atamaya geçilmesinin payı büyüktür.[9] Hatta yerel cumhurbaşkanları, doğrudan Rusya Devlet Başkanı ile görüşememektedir ve yerel cumhurbaşkanları öncelikle bölge valileri ile iletişime geçerek meramlarını Rusya Devlet Başkanına iletebilmektedir.[10] Rus normlarının azınlıklar tarafından benimsenmemiş olması, buna karşın Rus Hükümeti’nin bu normları bölge insanlarına dayatma girişimi aslında temel sorunu oluşturuyor. Bütün bu uygulamalar Çarlık Rusya’sı veya SSCB tarzı merkeziyetçi devlet yapılanmasının devamı durumundadır ve dolayısıyla bu anlayışla tekrar güçlü Rusya’nın kurulması hedeflenmektedir. 2008 yılında Başkanlık koltuğuna gelen Dmitri Medvedev ise muhalefet ve azınlıklardan gelen eleştiriler sonrası, farklı siyasal değerlendirmelerde bulunmuş, 2010 yılında Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’ni kurmuş[11], yine federe bölge valilerinin atamayla değil, seçimle işbaşına geçeceklerini belirtmiştir[12].

Rusya temel olarak, “ulusların, dinlerin, sınıfların ve kültürlerin aşamalı olarak genel, uluslararası ve sınıfsız bir kimlik çerçevesinde eriyip yok olması ve bunun sonucunda ‘Homo Sovieticus’ kimliğinin yaratılması ilkesine dayanmaktaydı.”[13]

Rusya’daki Azınlıklar

Rusya Anayasası’nın 5. Maddesinin 1. fıkrasına göre “Rusya Federasyonu, federal

merkezle olan ilişkilerinde eşit haklara sahip cumhuriyet, kray, oblast ve federe statüdeki kentlerden, özerk oblast ve özerk okrug niteliğindeki birimlerden oluşmaktadır.[14] 2002 yılındaki nüfus sayımında Rusya Federasyonu 145 milyon 274 binken, 2010 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre 142 milyon 856 bine gerilemiştir.[15] Bu çalışmanın amacı tabii ki Rusya’nın demografik yapısının incelenmesi değildir, ancak burada bazı bilgilerin paylaşılması çalışmamız açısından önem arz etmektedir. Özelikle Rusya’da yapılan son üç nüfus sayımı çalışmalarında ( 1989, 2002 ve 2010) toplam nüfus içindeki Rusların sayısının azaldığı görülmüştür. Buna karşın Müslüman-Türk azınlık unsurlarının toplam nüfus içindeki payı artmıştır. Demografik gelişmeler ışığında Rus etnosunun sayısının azalacağı, buna karşın azınlık içerisindeki Türk-Müslüman unsurların sayısının artacağı konusunda yaygın bir görüş bulunmaktadır. Bunun için ayrıntılı bilgi olması açısından aşağıda bir grafik verilmiştir[16]:

Rusya’daki 2010 nüfus sayımında Rus etnik nüfusu 111 milyon civarında olup, yüzdelik olarak tüm Rusya nüfusu içinde % 80,9 tekabül etmektedir.[17] Rusya’daki 21 Özerk Cumhuriyet arasında toplam 13 Türk Özerk Cumhuriyet bulunmaktadır.[18] 2002 nüfus sayımına göre Türk dilli haklarının Rusya nüfusu içindeki sayısı 12,125,594 iken, bu sayı 2010 nüfus sayımında 12,001,731 olmuştur.[19] Yapılan çalışmalarda en yüksek doğurganlık, en düşük ölüm oranı Kafkas ve Müslüman topluluklara ait bir özelliktir.[20] 2002 nüfus sayımında ülke nüfusunun %9,8’i (yani 14,5 milyon kişi) Müslümanlar tarafından oluşmaktadır.[21] Rusya Müftülüğü ise, Rusya’da yaklaşık olarak 20 milyon Müslüman olduğunu belirtmektedir.[22]

Rusya’da son yıllarda yapılan çalışmalar sonucu azınlıklar içerisinde ulusal bilinçlenme hareketleri ile “öze dönüş”[23] diyebileceğimiz kültürel, tarihsel, dilsel ve dinsel birtakım gelişmeler de mevcuttur. 1991-2001 döneminde Çeçenistan başta olmak üzere Rusya Devleti birçok ayrılıkçı hareket ile karşı karşıya kalmıştır[24] ve bu girişimlerde Rusya’nın merkeziyetçi politikalara yönelmesini hızlandırmıştır.

2. Çeçenistan Sorunu

2010 nüfus sayımına göre Rusya’da 1 milyon 431 bin Çeçen bulunmaktadır.[25] Nüfus dinamikleri incelendiğinde Çeçen bölgesinde, diğer bölgelerin aksine Çeçen nüfusunun baskın olduğu görülmektedir. Yani bu coğrafyanın monoetnik[26] bir yapıya sahip olduğu ifade edilebilir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu birçok sorunla yüzleşmek zorunda kalmıştır. 1991 sonrası dönemde başta Çeçenistan’ın direnişe geçmesiyle bölge coğrafyasında var olan azınlıklarda bağımsızlık hareketleri baş göstermiştir. Bu açıdan Çeçenistan direnişi, diğer azınlıklara örnek teşkil etmekteydi ve başarıya ulaşması halinde azınlıklarda kırılmalar oluşabilirdi. Peki, Çeçenistan sorunu nasıl ortaya çıkmıştır ve gelişmeler ne şekilde sürüp gitmiştir? Makalemizin bu bölümden sonra bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız.

Sorunun Ortaya Çıkışı

18. yüzyıldan beri Ortodoks Rus Çarlığı’nın Kafkasya bölgesine girmesiyle beraber, bölgedeki Müslüman gruplarla Çarlık arasında birtakım sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Özellikle 19. yüzyılda Çeçenlerin Şeyh Şamil önderliğinde direnişe geçmesi, Çeçen sorununu gündeme getirmiştir.[27] Milliyetçi özellikler barındıran Çeçen direnişinin temel dinamiklerinden biri de Cihat anlayışı, yani Müridizm hareketidir.[28] Çarlık Rusya döneminde başlayan mücadele, SSCB döneminde ve asıl çatışmaların başladığı SSCB sonrası 1990’lı yıllarda ortaya çıkmıştır. SSCB’nin dağılması ile bağımsız olan topluluklar gibi Çeçenistan da bağımsızlık arayışı içerisine girmiştir. 18. yüzyıldan beri Çeçenistan’ın bağımsız olma hedefi, Ortodoks bir Rus hakimiyetini kabullenememe anlayışıdır. Bu nedenle Çeçenistan içerisinde Cihat anlayışı benimsenerek koşullar ne olursa tam bağımsızlık hedeflenmiştir. Rusya ise Çeçenistan’ın bağımsızlık hedefine belli sebeplerle karşı çıkmaktadır. Özellikle Çeçenistan Kafkasya içerisinde Rusya’nın temel güvenlik alanını oluşturduğu bir coğrafyada bulunmaktadır.[29] Aynı zamanda Çeçen coğrafyasında önemli petrol yatakları bulunmakta ve ayrıca Kafkasya coğrafyası düşünüldüğünde önemli doğal gaz ve petrol hatlarının olduğu bir kavşak özelliğine de sahiptir.[30] Sadece doğal kaynaklarıyla değil, aynı zamanda Hazar coğrafyasını kontrol anlamında da Çeçen bölgesi, Rusya için önemli bir konumdadır. Çeçen bağımsızlığına, bölgedeki diğer azınlıkları da harekete geçirme ihtimalinden dolayı, Rusya tarafından karşı çıkılmaktadır. Böyle bir hareket nasıl zamanında SSCB’nin sonu olmuşsa, Çeçen bağımsızlık hareketi de Rusya Federasyonu’nun dağılmasına yol açabilir, ya da bu noktada kırılmalar oluşabilir.

1990’lı Yıllar: Kriz ve Savaşlar

Çeçenistan’da 27 Ekim 1991 tarihinde (SSCB dağılmadan önce) yapılan referandum sonucu, Çeçenler bağımsızlığını ilan etmiş ve Cahar Dudayev Çeçenistan’ın ilk başkanı seçilmiştir.[31] Yapılan bu hamle Rusya tarafından kabul edilmemiş ve Çeçenistan’a Rus birlikleri gönderilmiştir. SSCB döneminde Sovyet ordusunda görev yapan Dudayev[32] ise başarılı bir karşı hareket ile Rus birliklerinin geri çekilmesini sağlamıştır. 1994 yılına kadar güç mücadelesi içinde olan Rus yönetimini, Çeçenistan’a sadece ambargo uygulamıştır.[33] 1994 yılında askeri harekata başlayan Rusya, kısa süre içerisinde Çeçenistan’ı kontrol altına alacağını düşünüyordu. Rusya ile Çeçenistan arasındaki savaş tam 21 ay sürümüştür.[34] Dağlık Çeçen bölgesinde gerilla tipi mücadele ile direnilmiştir. Rus füzesiyle vurulan harekatın lideri Dudayev’in ölmesine karşın, Çeçenler başkent Grozni’yi 1996 yılında ele geçirmişlerdir.[35] Çeçenler, liderlerinin ölmesine rağmen mücadelelerine devam ederek Rusya’ya karşı büyük bir başarı elde etmişlerdir. Rusya Devlet Başkanı Yeltsin’in Milli Güvenlik Danışmanı Alexander Lebed ile Çeçenistan lideri Aslan Mashadov arasında yapılan müzakereler sonucu 25 Ağustos 1996 yılında Hasavyurt Ateşkes Antlaşması imzalanarak[36], savaş sona ermiştir. Bu antlaşmaya göre Çeçenistan’ın statüsü 5 yıl içinde yapılacak olan referandumla belirlenecekti.

Çeçenistan’ın stratejik önemi nedeniyle ve diğer azınlıklar üzerindeki hakimiyetini korumak amacında olan Rusya, 1. Çeçen Savaşı’nın kaybedilmesi üzerine farklı yöntemler geliştirmek zorundaydı. Bu noktada Çeçenistan kaybedilmemeliydi. Çeçenistan içindeki komutanlar ise, Çeçen lider Mashadov’un kontrolü dışında Kafkasya’daki Dağıstan bölgesinde işgal hareketlerine girişmesi 2. Çeçen Savaşı’nın ortaya çıkmasına neden olmuştur.[37] Bu dönemde Rusya’da Başbakanlık koltuğuna getirilen Putin’de, Çeçen komutanların bu girişimini radikal İslamla bağdaştırarak, 2. Çeçen Savaşı’nı meşru kılmaya dönük politikalar izlemiştir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, Çeçen komutanlar özellikle Cihat anlayışından yola çıkarak Kafkasya’da teolojik tabanlı bir devlet kurma amacını da gütmüşlerdir. Bunun dışında yine Rusya içerisinde meydana gelen terör olayları da Çeçen direnişiyle bağdaştırılmış ve Rusya’nın Çeçenistan’a müdahalesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sert yaptırım kararları ile beraber, ilk savaştan dersler çıkaran Rusya, kapsamlı hava ve kara harekatı ile Çeçenistan’ı 29 Eylül 1999 tarihinde abluka altına almaya başlamış ve 1 Ekim 1999’da Mashadov Hükümetini yasa dışı ilan etmiştir.[38] 2. Çeçen Savaşı’nda, Rus hava birliklerinin bombardımanı sonucu Çeçenistan’da kontrol sağlanmıştır. 8 Haziran 2000’de Çeçenistan’ın Rusya’ya bağlanması kararı alınmış ve Çeçenistan’ın başına da Ahmed Kadirov getirilmiştir.[39] Çeçenistan’ın Rusya’ya bağlanmasını kabul etmeyen Çeçen direnişçiler ise, dağlık bölgelerde gerilla tipi mücadeleye devam etmektedir. Mücadele anlayışında da birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Direnişçiler Ahmed Kadirov’u bombalı suikast sonucu 2004 yılında öldürürken[40], Çeçenistan’ın başına önce 2004 yılında Ali Alkanov ve 2006 yılında da Rus yanlısı Ramazan Kadirov getirildi.[41] Çeçen direnişçiler ile Çeçen liderler arasında bölünmeler oluşarak, Çeçen sorunu içselleşen ve karmaşıklaşan bir hale bürünmüştür.

Sonuç

Rusya içerisinde 160 ile 200 arasında farklı azınlığın olduğu tahmin edilmektedir. Azınlıkları kontrol altında tutmak için hem Çarlık Rusya, hem SSCB, hem de Rusya Federasyonu birçok farklı strateji geliştirmiştir. Özellikle azınlıkların ayaklanmasını önlemek ve güçlü bir Rusya oluşturmak isteyen SSCB, iskan ve göç politikaları ile azınlık nüfusu Rusya içerisinde dağıtmaya çalışmış; bu süreçte Rus etnosu da yoğun azınlık gruplarının bulunduğu coğrafyalara yerleştirilmiştir. Bu politikalar sonucu farklı bölgelerde farklı etnoslar oluşması, siyasal krizlere neden olma potansiyeli taşımaktadır. Rusya Federasyonu için, SSCB bir örnek olma vasfını taşıyor. SSCB dönemindeki gibi uluslararası yapıyı yönlendiren bir küresel güç olmak isteyen Rusya, tıpkı ardılı olduğu devlet gibi merkeziyetçi politikalar ile küresel güç olma hedefinde kendi çizdiği yolda gitmeye devam etmektedir. 1990’lar sonrası Yeltsin döneminde uygulanan politikalar, farklı azınlıklar arasında kırılmalar oluşturarak bağımsızlık hareketlerine sebebiyet vermiştir. SSCB’nin yıkılış süreci ve Yeltsin döneminde özellikle Çeçenistan’ın başlattığı bağımsızlık hareketleri, Rusya üzerinde uyarıcı olmuştur. İç siyasi gelişmeleri arkasına alan Rus yönetimi, Çeçenlerin kısmen başarılı olduğu hareketin önüne geçmekte zorlansa da başarılı olmuştur. Bugün itibariyle Çeçen sorunu devam etmekle birlikte, Rusya yanlısı Çeçenistan yönetimi Rusya’ya bağlı olmaya devam etmektedir. Çeçen direnişçiler ise mücadelelerini sınırlı olarak sürdürmektedir.

SSCB sonrası siyasi konjonktürde Çeçen direnişi bağımsızlık umuduyla başlarken, Rusya içerisindeki azınlıklar da bu süreci dikkatlice izlemiştir. Çeçenistan’ın bağımsızlık hedefi gerçekleşebilseydi, bu Rusya’daki azınlıklar üzerinde de kırılmalara yol açarak, Rusya Federasyonu’nun da SSCB gibi dağılmasına neden olabilirdi. Ancak bunu da dünya üzerinde en iyi algılayacak olan devletlerin başında yine Rusya geldiğinden, gerekli hamleler ile bağımsızlık ve dağılmanın önüne geçilmeye sağlanmıştır. Hem özerkleşme hem de merkeziyetçi politikalar zaman zaman uygulanıştır. Bugün Rusya merkeziyetçi politikalarla hareket ederken, azınlıkların hakları ile uyguladığı politikaları uyumsallaştırabildiği ölçüde mevcudiyetini koruyabilecektir ve bir arada yaşama unsuru azınlık haklarının statüsüne bağlıdır.

KAYNAKÇA

Kitaplar

BÜYÜKAKINCI, Erhan ve BACANLI, Eyüp ( Edi.), ARSLAN, Mehmet, Sovyetler Birliği’nin Dağılmasından Yirmi Yıl Sonra Rusya Federasyonu( Türk Dilli Haklar-Türkiye İle İlişkiler), T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (411, 87) , Ankara, 2012, Atatürk Kültür Merkezi Yayını.

LANDAU , Jacob M. ve KELLER-HEİNKELE , Barbara (2001), Politics of Language in the Ex-Soviet Muslim States, Ann Arbor: The University of Michigan Pres., Aktaran: ASLAN, Sema ve SALEHOVA, Rena (Edi.), GARİBOVA, Jale, Sovyet Sonrası Dönemde Türk Dilli Halklar Dil Sorunu, Yeniden Biçimlenen Kimlikler, T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (411, 87) , Ankara, 2012, Atatürk Kültür Merkezi Yayını.

Makaleler

ATASOY, Emin, “Rusya Federasyonu Sınırları İçinde Yer Alan Özerk Cumhuriyetlerin Etnocoğrafya Işığında Değerlendirilmesi”, Turkish Studies, 2008, http://www.turkishstudies.net/Makaleler/839658157_4atasoyemin.pdf, erş. 07.05.2016.

ATAY, Yusuf, “Çeçenistan Sorunu ve Rusya’nın Tutumu”, Akademik Perspektif, http://akademikperspektif.com/2014/12/23/cecen-sorunu-ve-rusyanin-tutumu/, erş. 20.05.2016.

DEMİRTEPE, M. Turgut ve HAS, Kerim, “Rusya’nın Demokrafik Yapısındaki Değişim ve Nüfus Politikaları”, Rapor, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Ankara, 2014, http://www.ayu.edu.tr//yayinlar/rusya_demografi_rapor.pdf, erş. 07.05.2016.

ÜLGER, İrfan Kaya, “Rusya Azınlıkları”, ICANAS Bildiri Özeti Kitabı, 2007, http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/%C3%9CLGER-%C4%B0rfan-Kaya-RUSYA-AZINLIKLARI.pdf, erş. 07.05.2016.

ŞİMŞEK, Asiye, “Çeçenistan Sorunu”, Akademik Perspektif, http://akademikperspektif.com/2013/11/18/cecenistan-sorunu/, erş. 25.05.2016.

YAPICI, Utku, “Tarihsel Süreç İçerisinde Rus-Çeçen Sorunu”, http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/52, erş. 22.05.2016.

YEŞİL, Caner, “Çeçen Sorunu ve Günümüzde Çeçenistan” (Rapor), s. 1, https://www.academia.edu/7181956/%C3%87E%C3%87EN_SORUNU_VE_G%C3%9CN%C3%9CM%C3%9CZDE_%C3%87E%C3%87EN%C4%B0STAN_Rapor_, erş. 25.05.2016.

 

  1. İrfan Kaya Ülger, “Rusya Azınlıkları”, ICANAS Bildiri Özeti Kitabı, 2007, s. 1401, http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/%C3%9CLGER-%C4%B0rfan-Kaya-RUSYA-AZINLIKLARI.pdf, Erişim Tarihi: 07.05.2016.
  2. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), Mehmet Arslan, Sovyetler Birliği’nin Dağılmasından Yirmi Yıl Sonra Rusya Federasyonu( Türk Dilli Haklar-Türkiye İle İlişkiler), T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (411, 87) , Ankara, 2012, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, s. 42.
  3. Emin Atasoy, “Rusya Federasyonu Sınırları İçinde Yer Alan Özerk Cumhuriyetlerin Etnocoğrafya Işığında Değerlendirilmesi”, Turkish Studies, 2008, s. 90-95, http://www.turkishstudies.net/Makaleler/839658157_4atasoyemin.pdf, Erişim Tarihi: 07.05.2016. *Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisasn Öğrencisi
  4. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), a.g.e., s. 17.
  5. İrfan Kaya Ülger, a.g.e., s.1407.
  6. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), a.g.e., s. 23.
  7. A.g.e., s. 24.
  8. A.g.e., s. 28.
  9. A.g.e., s. 29.
  10. A.g.e., s. 31.
  11. A.g.e., s. 36
  12. A.g.e.
  13. Jacob M. Landau ve Barbara Keller-Heinkele(2001), Politics of Language in the Ex-Soviet Muslim States, Ann Arbor: The University of Michigan Pres., Aktaran: Sema Aslan ve Rena Salehova(Edi.), Jale Garibova, Sovyet Sonrası Dönemde Türk Dilli Halklar Dil Sorunu, Yeniden Biçimlenen Kimlikler, T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (411, 87) , Ankara, 2012, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, s. 13.
  14. A.g.e., s. 21.
  15. A.g.e., s. 40.
  16. M. Turgut Demirtepe, Kerim Has, “Rusya’nın Demokrafik Yapısındaki Değişim ve Nüfus Politikaları”, Rapor, Ahmet Yesevi Üniversitesi, Ankara, 2014, s. 22, http://www.ayu.edu.tr//yayinlar/rusya_demografi_rapor.pdf, Erişim Tarihi: 07.05.2016.
  17. A.g.e.
  18. Emin Atasoy, a.g.e., s. 97.
  19. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), a.g.e., s. 44.
  20. Emin Atasoy, a.g.e., s. 106.
  21. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), a.g.e., s. 51.
  22. A.g.e.
  23. A.g.e., s. 49.
  24. Emin Atasoy, a.g.e., s. 86.
  25. Erhan Büyükakıncı, Eyüp Bacanlı( Edi.), a.g.e., s. 43.
  26. Emin Atasoy, a.g.e., s. 103.
  27. Caner Yeşil, “Çeçen Sorunu ve Günümüzde Çeçenistan” (Rapor), s. 1, https://www.academia.edu/7181956/%C3%87E%C3%87EN_SORUNU_VE_G%C3%9CN%C3%9CM%C3%9CZDE_%C3%87E%C3%87EN%C4%B0STAN_Rapor_, Erişim Tarihi: 25.05.2016.
  28. Bkz: Caner Yeşil, a.g.e., s. 2.
  29. Asiye Şimşek, “Çeçenistan Sorunu”, Akademik Perspektif, http://akademikperspektif.com/2013/11/18/cecenistan-sorunu/, Erişim Tarihi: 25.05.2016.
  30. Ag.e.
  31. Caner Yeşil, a.g.e., s. 4.
  32. Utku Yapıcı, “Tarihsel Süreç İçerisinde Rus-Çeçen Sorunu”, http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/52, Erişim Tarihi: 22.05.2016.
  33. A.g.e., s.
  34. A.g.e., s.
  35. Yusuf Atay, “Çeçenistan Sorunu ve Rusya’nın Tutumu”, Akademik Perspektif, http://akademikperspektif.com/2014/12/23/cecen-sorunu-ve-rusyanin-tutumu/, Erişim Tarihi: 20.05.2016.
  36. Caner Yeşil, a.g.e., s. 5.
  37. A.g.e., s. 6.
  38. A.g.e.
  39. A.g.e., s. 7.
  40. Utku Yapıcı, a.g.e., s.
  41. A.g.e., s.

Hakkında Ahmet Raşit Yüksel

İlginizi Çekebilir

Kardak Krizi

Krizin başlangıcı,  iki ülkenin yaşadığı diğer krizlerin aksine, diplomatik olarak çıkmamıştır.  25 Aralık 1995 tarihinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.