Nüfusun Avrupa Birliği Üyeliğine Olumsuz Etkisi: Türkiye ile Polonya Karşılaştırması Özelinde Bir Değerlendirme

Giriş

           Türkiye, Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) yaptığı başvuru ile başladığı Topluluk/Birlik yapısına üye olma hedefini, yarım yüzyılı geçen  zamana rağmen, gerçekleştirememiştir. Bu başarısızlık durumu, hem Türkiye hem de Avrupa Topluluğu/Birliği açısısından büyük etkilere sebep olmuştur. Günümüzde Avrupa Birliği (AB) olarak varlığını sürdüren uluslarüstü örgütün tarihsel sürecine bakıldığında, üyelik süreci Türkiye’ninki kadar uzun süren başka bir devlete rastlanmamaktadır.

           Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde karşısına çıkan/çıkarılan engellere bakıldığında, dönemsel olarak farklı nedenlerin ön planda olduğu görülmektedir. 1959 yılında yapılan başvuru sonrasında Türkiye’nin ekonomisinin Avrupa ülkelerinin gerisinde olduğu sonucuna varılmış, bu bağlamda Türkiye ile AET arasında ortaklık kuran Ankara Antlaşması’nda daha çok Türkiye’nin ekonomisinin AET ekonomisine yakınlaştırılması ve Türkiye’nin gelir ile refah seviyesinin arttırılmasının ön planda olduğu görülmektedir. Ankara Antlaşması’na bağlı olarak yapılan Katma Protokol ve Gümrük Birliği’nde de ekonomi yönünün etkileri ortaya konulmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbeleri yaşanmış, bu dönemlerde Türkiye’de Avrupa’nın temel değerleri olan ‘demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü’ uygulanamamıştır. Özellikle 1980 darbesi sonrasında Topluluk’un tepkisinin sertliği, kültürel ve kimliksel olguların ön plana çıkarıldığı bir dönemi işaret etmektedir. Bu dönemden sonra, Topluluk/Birlik özelinde Türkiye’ye karşı farklılıkların ortaya konulduğu bir süreç yaşanmıştır. Soğuk Savaş sonrasında ise Türkiye’nin stratejik öneminin ortadan kalkması, eski Doğu Bloğu ülkelerinin Avrupa sistemine dahil edilmesi tercihi, Türkiye’nin ikincil plana atılmasına yol açmıştır. Ancak 1999 Helsinki Zirvesi’yle AB’ye aday olan Türkiye, Ekim 2005 tarihinde başlayan üyelik müzakereleri yoluyla üyelik yolunda önemli adımlar atmıştır.

            Günümüzde sorunlu bir müzakere süreci olarak devam eden Türkiye-AB ilişkileri; Türkiye’nin coğrafi konumu, nüfusu, Müslüman bir ülke olması, Avrupa değerlerini benimsemekte gösterdiği yetersizlikler nedeniyle AB tarafından olumsuz bir etkiye uğramaktadır. Çalışmada; Türkiye’nin nüfusunun AB üyelik sürecine etkileri hazmetme kapasitesinin kurumsal yönleri bağlamında incelenecektir. Türkiye’nin muhtemel üyeliği durumunda AB karar alma mekanizmalarında nüfusunun etkisiyle güçlü bir yere gelmesi, AB siyasetçilerini endişelendirmektedir. Bu endişelerin somut örnekleri çalışmada değerlendirilecektir.

           Türkiye’nin yaşadığı nüfus sorununun bir benzerini 2004 yılında AB’ye üye olan Polonya da yaşamıştır. Nüfusunun 2004 yılında üye olan diğer dokuz ülkeden kalabalık olan Polonya’nın hazmedilmesi sorunu, üyelik süreci içerisinde Brüksel’de tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaların nasıl sonuçlandığı, Polonya’nın günümüzde AB karar alma mekanizması içerisindeki durumuyla bağlantılı olarak açıklanmaya çalışılacaktır.

Türkiye’nin Kurumsal Hazmedilme Kapasitesi ve Nüfus

           Hazmetme kapasitesi kavramı, Avrupa Birliği’nin resmi belgelerinde ilk kez 1993 Kopenhag Zirvesi’nin sonuç bildirisinde yer almıştır. Bildiride hazmetme kapasitesi şu şekilde ifade edilmiştir:

           “Birliğin, Avrupa entegrasyonu ivmesini muhafaza edilirken, yeni üyeleri hazmetme kapasitesi, hem Birlik hem de aday ülkelerin çıkarına olan önemli bir mülahazadır.’’ (Esen, 2007: 2)

           Bu ifade, yukarıdaki cümleden de anlaşılacağı üzere,  belirli bir üyeyi değil, AB’ye üye olmak isteyen yeni üyeleri kapsamaktadır. Kopenhag Zirvesi’nin sonuç bildirisindeki bu ifadeden daha önce, hazmetme kapasitesi kavramı 1976 yılında Avrupa Komisyonu’nun Yunanistan’ın başvurusu üzerine hazırladığı görüşte (opinion) geçmekteydi. Komisyon bu görüşünde hazmetme kapasitesini şu şekilde kullanmıştır:

           “Önceki genişlemenin sonuçlarının henüz tam olarak hazmedilemediği bir dönemde ufuktaki yeni bir genişleme dalgasının kaygıya yol açması kaçınılmaz görünmektedir. Bundan dolayı Komisyon, yeni bir genişleme hamlesinin Topluluğun karar alma süreçlerinin etkinliğinde önemli ölçüde iyileştirme ve ortak kurumlarının güçlendirilmesi çabalarıyla desteklenmesi gerektiğini düşünmektedir.’’ (Esen, 2007: 1)

           Hazmetme kapasitesinin Topluluk/Birlik tarafından önem kazanması, 1981 ve 1986 yılında yaşanan genişlemelerden kaynaklanmıştır. 1981 yılında Yunanistan’ın, 1986 yılında Portekiz ve İspanya’nın Topluluk’a üyelikleri, yoğun pazarlıklar sonucunda gerçekleşmişti. Bu üç ülkenin ekonomilerinin zayıflığı, otoriter rejimler altında uzun süredir yönetilmeleri (özellikle İspanya’da Franco, Portekiz’de Salazar) nedenleri Topluluk’un hazmetme sorununu ortaya çıkarmıştır. (Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, 1986:10)  Bu üç ülkede yaşadığı sorunları tekrar yaşamak istemeyen AB, 1993 yılında yayımladığı Kopenhag Kriterleri’yle hem üyelik sürecini düzene sokmak, hem de kendi hazmetme kapasitesini tamamlamayı kolaylaştırmak hedefindedir.

          Türkiye, hazmetme kapasitesini kendisi için hazırlanmış bir kriter olarak görmesine rağmen, yukarıda verilen bilgiler ışığında, bunun doğru olmadığı söylenebilir. Ancak Türkiye de AB’ye üye olmak isteyen aday ülke olarak, hazmetme kapasitesini kabul etmek zorundadır. Burada önemli olan nokta; hazmetme kapasitesinin sadece AB’ye özgü bir durum olmamasıdır. Türkiye’nin de AB’yi hazmetmesi gerekir. Burada ifade edilmek istenen müzakareler aracılığıyla AB mevzuatını kabul eden Türkiye’nin, aynı zamanda bu mevzuatı kendi içi hukukunda da uygulaması gerektiğidir. Türkiye ise özellikle 1999 Helsinki Zirvesi’nden sonra çıkarılan reform paketleri ve yapılan Anayasa değişiklikleriyle AB’ye uyum yolunda adımlar atılmasına rağmen, ‘hazmetme kapasitesi’ adı altında yapılan engellemeleri kendisine haksızlık olarak görmektedir. Çalışma açısından burada incelenecek olan Türkiye’nin nüfusunun kalabalık olması, AB’yi endişelendiren konuların başında gelmektedir. Özellikle AB’nin karar alma mekanizmasında önemli olan Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlementosu gibi kurumlarda üye ülkelerin oy oranları ve sandalye sayıları, nüfusları oranında belirlendiği için, Türkiye muhtemel üyeliği halinde Almanya’dan sonra ikinci en kalabalık ülke konumunda gelecek ve oy oranları ve sandalye sayılarında da önemli bir yerde olacaktır. (Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, 2004: 45) Bu endişe AB nezdinde de dile getirilmektedir.

           2005 yılında Fransa ve Hollanda referandumlarında reddedilen Anayasal Antlaşma’yı hazırlayan AB Konvansiyonu’nun başkanı olan eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard D’Estaing 2004 yılında Yunanistan’da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği röportajda Türkiye’nin nüfusunun kalabalık olmasının AB üyeliğine engel olacağını şöyle belirtmiştir:

         ‘’AB Anayasası’nı hazırlarken karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de ufak ülkelerin güçlü ülkelerin gölgesinde kalma hissine kapılmaları olasılığı idi. Dolayısıyla Türkiye’nin nüfus oranını dikkate aldığımızda Türkiye bir gün AB üyesi olursa nüfusu 90 milyona ulaşmış olacaktır. Bu da Türkiye’nin Avrupa içinde en güçlü ülke konumuna gelmesi demektir. AB Anayasası uyarınca üye bir ülkenin karar mekanizmasına katılım oranı o ülkenin nüfusuna bağlıdır. Böylece Avrupa’ya ait olmayan bir ülke AB’nin karar mekanizmasını en çok etkileyen ülke olacaktır. Bu haliyle tepkiler yaratacaktır.’’ (T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Müdürlüğü, 2004)

         Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin AB karar mekanizmasına etkisi konusunda, nüfus faktörünün önemi 2007-2012 yılları arasında Fransa Cumhurbaşkanı olan Nicolas Sarkozy tarafından da belirtilmiştir. Özellikle görev süresi içerisinde Türkiye’nin AB üyeliği yerine ‘imtiyazlı ortaklık’ ifadesini tercih eden Sarkozy’inin aşağıda bu konuda söylediği yapılan bir alıntı önem taşımaktadır:

         ‘’AB’nin sınırsız genişlemeye son vermesi, bir an evvel sınırlarını belirlemesi gerekmektedir. Türkiye gibi, Avrupa ile ortak kaderi paylaşan ülkeler var. Bu ülkeler Avrupa ile ayrıcalıklı bir ilişki inşa edebilirler. Avrupa ile ortaklıklarını mümkün olduğu kadar genişletebilirler. Ancak Avrupa Birliği’nin üyesi olamazlar. Avrupa’nın sınırları olmalıdır. Avrupa Birliği, Türkiye ile bugünden başlayarak ekonomi ve güvenlik alanlarında birlikte hareket edeceği ayrıcalıklı bir ortaklık görüşünde birleşmelidir. Fransa, Türkiye ile yüzyıllardır dostluk ilişkisi sürdürüyor. Bu dostluğa dayanarak Türkiye’ye gerçekleri söylemek istiyorum. Dostlarına yalan söylemek, asla tutmayacağı sözler vermek saygın bir davranış olmadığı gibi benim de tarzım değil. Türkiye ile şimdiden ekonomik ve güvenlik alanlarında işbirliğine gidecek yeni bir ilişki biçiminin kurulmasının daha doğru olduğuna inanıyorum. Rusya’ya da benzer bir ortaklık önerisinde bulunulabilir. Avrupa’nın içine kapanan bir kale olmasını istemiyorum. Bu, Avrupa’nın da doğasına aykırı, ancak genişlemenin de sınırlandırılması gerekmektedir” . (Morin, 2009)

         Türkiye’nin Birlik içerisindeki bu söylemler karşısında üyeliğinin zor olduğu ve nüfus faktörünün  siyasi meseleler çözülse bile, üyeliğinin önünde bir engel olacağı anlaşılmaktadır. Bu konuda somut bir örnek vermek, çalışmanın anlam kazanması açısından önem taşımaktadır. Türkiye’nin 1999 Helsinki Zirvesi sonrasında kendi hukuk sisteminde reformlar aracılığıyla yaptığı değişikliklerin (Anayasa Değişiklikleri, idamın kaldırılması, OHAL’in kaldırılması, azınlık haklarının korunması, Kopenhag siyasi kriterleri karşılanması için yapılan iyileştirmeler) İlerleme Raporları’na olumlu yansımaları, Türkiye’nin Ekim 2005 tarihinde üyelik müzakerelerine başlamasına katkı sağlamıştır. (2004 İlerleme Raporu, 2004: 15-23) Bu olumlu döneme rağmen, yukarıda verilen Valery Giscard’ın 2004 yılı röportajı Türkiye’nin üyeliği konusunda nüfusunun engel olduğunu göstermektedir.

Türkiye-Polonya Karşılaştırması

         1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye üye olan Polonya, kendisiyle aynı tarihte üye olan diğer dokuz üye devletten daha farklı bir ülke olmuştur. Bu farklılıklar içerisinden nüfus faktörünün değerlendrilmesi, çalışmanın içeriği bakımından anlamlı olacaktır. Günümüzde 40 milyonluk bir nüfusa sahip olan Polonya, 2004 yılında yaklaşık olarak 38 milyonluk bir nüfusa sahipti. (Şen, 2014: 129) Polonya’nın nüfusuna en yakın ülkeler 2004 için  yaklaşık 10 milyonla Çek Cumhuriyeti ve Macaristan olmuşlardır. (Eurostat, 2014) Bu nedenle Polonya’nın AB ‘ye üyelik sürecinde de, Türkiye’nin müzakere sürecinde yaşanmakta olan nüfus sorunu ortaya çıkmıştır. Özellikle AB’nin karar alma mekanizmalarında Polonya’nın alacağı oy ağırlığı ve sandalye sayıları, Birlik içerisindeki büyük ülkeleri etkilemiştir. Polonya’nın oy ağırlığı ve sandalye sayısı, AB’ye üye olduktan sonra karar alma mekanizmalarında tüm ülkeleri ‘tatmin’ edecek bir şekilde yapılmaya çalışmıştır.

         Günümüzde Polonya,  Avrupa Parlementosu’nda (AP) 54 sandalyeye sahiptir. (Avrupa İşletmeler Ağı, 2009) Bu sayı, 28 üyeli yapı içerisinde Polonya’nın sandalye sayısı bakımından 6. sırada olması anlamı taşımaktadır. (Europarl, 2009) Ancak bu durum, Polonya açısından bir sorun teşkil etmiştir. Polonya, AP’de daha fazla sayıda oy hakkına sahip olmak istemektedir. Bu nedenle Polonya, mevcut sistemin değişmesini talep etmektedir. (Hürriyet, 2003) Polonya’nın bu eleştirilerine karşılık, Brüksel’de Bakanlar Konseyi’nde Polonya’ya verilen oy ağırlığının 2004 genişlemesindeki diğer ülkelere haksızlık oluşturduğu yönünde bir görüş hakim olmuştur. Mevcut sistemde; Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, İtalya’nın 29 oyundan sonra 27 oyla İspanya ile Polonya gelmektedir. (Avrupa İşletmeler Ağı, 2009) Polonya’nın bu oyu almasının Almanya’nın Birlik içerisindeki gücünün etkisiyle olduğu ve küçük ülkelerinin Birlik’teki rolünün azaltılmaına yol açtığı belirtilmiştir. (Samur, 2015: 51)

Sonuç

         Türkiye’nin AB üyeliği, yarım yüzyılı aşan bir zaman dilimine rağmen, günümüzde üyelik müzakereleri evresinde devam etmektedir. Üyeliğin önündeki engellerden biri olan Türkiye’nin kalabalık nüfusu ve bu nüfusun Birlik içerisinde yaratacağı etki çalışmada değerlendirilmeye çalışılmıştır. Türkiye’nin muhtemel üyeliğinin Birlik’e üye devletlerin politikacıları tarafından endişeyle karşılanması ve bu endişenin üye devletlerin toplumlarına aktarılması sonucunda toplumsal anlamda da Türkiye’ye karşı olumsuz bir görüş hakim durumdadır. 1999-2005 arası dönemde yapılan reform çalışmalarına ve Türkiye’de toplumun AB’ye olumlu bakışına rağmen gerçekleşmeyen üyelik, 2005 sonrası dönemde Türkiye’nin AB’ye bakışını olumsuz hale getirmiştir. Bu durumun ortaya çıkışında nüfusun da önemli bir etken olduğu açıktır.

       AB’ye 2004 ve 2007 yıllarında üye olan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Türkiye’yi karşılaştırmak, realist bir açıdan bakıldığında mümkün görünmemektedir. Özellikle nüfus konusunda Türkiye ile aynı sorunları yaşayan Polonya’nın da hazmetme kapasitesinin ne kadar olduğu sorunsalı, Brüksel-Varşova ilişkilerinde derin kırılmalar yaratmasına rağmen, üyelik gerçekleşmiştir. Bunda Almanya’nın etkisi büyük olmuştur, ancak Polonya’nın üyelik için gösterdiği çabanın yadsınmaması gerekmektedir. Türkiye açısından ise AB yolunda sürekliliğin sağlanamaması, üyeliğin önündeki nüfus engelinin bir göstergesi durumunda olmaktadır.

Emre ERDEMİR

Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler

Ana Bilim Dalı

Kaynakça

Avrupa İşletmeler Ağı, (2009), ‘’AB’de Karar Alıcı Organlar’’, 24 Aralık 2009, http://www.aia-istanbul.org/tr/content.asp?PID=%7BA851DDEF-1D38-4CAF-B234-CC84D5E3B5AB%7D, (5 Haziran 2016).

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, (1986), Onikiler Topluluğu: İspanya ve Portekiz’e Merhaba, (Ankara).

Avrupa Toplulukları Komisyonu, (2004), ‘’Türkiye’nin Katılım Yönünde İlerlemesi Hakkında 2004 Yılı Düzenli Raporu’’, 6 Ekim 2004, http://www.ab.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/Turkiye_Ilerleme_Rap_2004.pdf, (3 Haziran 2016).

Esen, A. Toksabay, (2007), ‘’Avrupa Birliği’nin Hazmetme Kapasitesi ve Türkiye’nin Üyeliği: Tanımlar ve Yorumlar’’, TEPAV Politika Notu, TEPAV, İstanbul.

European Parliament, (2009), ‘’MEP’s’’, 1 Aralık 2009, http://www.europarl.europa.eu/meps/en/map.html, (4 Haziran 2016).

EUROSTAT, (2014), ‘’ Total population and demographic events: Population projections’’, 21 Haziran 2014, http://ec.europa.eu/eurostat/portal/page/portal/population/data/main, (5 Haziran 2016).

Lüle, Z. (2003), ‘’AB’nin çıbanbaşı Polonya’’, 13 Aralık 2003, http://www.hurriyet.com.tr/ab-nin-cibanbasi-polonya-189429, (3 Haziran 2016).

Morin, Ç. Arzu, (2009), ‘’Sarkozy’den Türkiye Karşıtı Kampanya’’, 6 Mayıs 2009, http://www1.rfi.fr/actutr/articles/113/article_669.asp, (5 Haziran 2016).

Samur, K., (2015), ‘’Polonya: İdealist Avrupalılıktan Pragmatist Avrupa Birliği Üyeliğine’’, Uluslararası Hukuk ve Politika, 11(41): 37-68.

Şen, M., (2014), ‘’Adaylık Sürecinde AB ve Türkiye’nin Nüfus Yapısı Açısından Karşılaştırılması’’, HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 3(7): 120-145.

T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, (2004), ‘’Valery Giscard D’Estaing: Türkiye, AB üyelik sürecinde çok büyük engellerle karşılacak’’, 2 Ağustos 2004, http://www.byegm.gov.tr/turkce/haber/valery-gscard-destang-trkye-ab-yelk-srecnde-ok-byk-engellerle-karilaacak/23314, (4 Haziran 2016).

T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, (2004), ‘’Türkiye’nin üyeliği perspektifinden kaynaklanan hususlar’’, http://www.mfa.gov.tr/data/AB/etki_degerlendirme.pdf, (5 Haziran 2016).

Hakkında Emre Erdemir

İlginizi Çekebilir

Bir Hayalin Peşinde: Ukrayna

Kendimi bildim bileli bir hayaldir yurt dışı… Dedim ki : “Hele bir üniversiteye atalım da …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.