Kaynak: http://24.media.tumblr.com/cb83810280a174020bba8ebfed23c7b2/tumblr_mvdqswC1ny1s3ggdno13_r4_1280.png

Küresel İklim Değişikliği

İklim değişikliği, 21. yy.da insanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunların başında gelmektedir. İklim değişikliği; insan sağlığı, ekosistemler hatta insan neslinin sürdürülmesi bakımından tehdit oluşturulabilecek olumsuz etkileri nedeniyle çok ciddi sosyo-ekonomik sonuçlara yol açabilecek bir sorun olarak değerlendirilirken, özellikle son yıllarda uluslararası gündemin üst sıralarında yer almaya başlamıştır. Sanayi Devrimi ile birlikte özellikle fosil yakıtların aşırı kullanımı, arazi kullanımındaki değişiklikler, ormanların tüketilmesi ve endüstrileşme gibi insan etkinlikleri atmosferdeki sera gazı birikimini hızla arttırmıştır.

Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissedilmektedir. Deniz seviyesindeki yükselme sıcaklık artışıyla eş niteliklidir. Kar ve buz kalınlıkları ve alanları azalmaktadır. Kuzey Kutbu’nda buz kaplılığı her 10 yılda %2.7 azalmaktadır. Son 50 yılda karasal alanlarda soğuk gün ve don sayıları azalırken, sıcak gün ve gecelerin sayısı artmaktadır. Sıcak hava dalgalarında ve şiddetli yağış ve su baskını sayıları artmaktadır. Kışın sıcaklıklar artmakta, ilkbahar erken gelirken, sonbahar gecikmekte, hayvanların göç dönemleri değişmektedir. Yani “iklimler” değişmektedir.

Küresel ısınmada en büyük pay, “sera etkisi”nindir. Sera etkisi; Güneş’ten gelen dalgalı radyasyonun bir kısmı doğrudan atmosfer tarafından uzaya verilirken, bir kısmı da yeryüzü tarafından emilir. Isınan yeryüzünden salınan uzun dalgalı radyasyonun önemli bir bölümü tekrar atmosfer tarafından emilir. Atmosferdeki gazların kısa dalgalı güneş ışınlarına karşı çok geçirgen, yeryüzünden verilen uzun dalgalı radyasyona karşı ise, biriken sera gazları nedeniyle daha az geçirgen olması sonucunda, yere yakın kısımların beklenenden daha fazla ısınması olayına atmosferin sera etkisi denilmektedir. Sera gazlarının varlığı, yerkürenin beklenenden daha fazla ısınmasına yol açmaktadır. Bilim insanları, küresel ısınmada en önemli faktörün son yıllarda sera gazlarının artması olduğu görüşündedirler.

İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin öncelikle su kaynakları, meteoroloji, karakterli afetler, tarım ve gıda güvenliği, halk sağlığı, kara ve deniz ekosistemleri ile kıyı bölgeleri üzerine olacağı öngörülmektedir. Bu da iklim değişikliğini, emisyon azaltımı kadar iklim değişikliğinin etkilerine “uyum” konusunu (adaptasyon) da ön plana çıkartmaktadır.

İklim değişikliğine uyum, toplumların ve ekosistemlerin değişen iklim koşulları ile baş edebilmelerine yardımcı olmak için gerçekleştirilen eylem ve alınan önlemlerdir. Öncelikle iklim değişikliğinin etkilerinin belirlenmesi, etkilenebilirlik ve uyum süreçlerinin anlaşılması ve bunlara yönelik değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir.

Küresel Isınma, Ekosistemler ve Eşzamanlılık

İnsan yaşamı ekosistemlere ve diğer canlılara bağımlıdır. Sıcaklıktaki küçük değişimler bile insanoğlu için büyük önem taşımaktadır. Küresel ısınmanın sonuçları tam kestirilemese bile ısınma sonucunda ekosistemi bozan küçük bir etki değişikliklere neden olmaktadır.

Küresel ısınma bitki ekosisteminde çiçek açma ve yavrulama gibi kritik doğa olaylarında zamanını değiştirebilmektedir. Çiçek açma, çiftleşme, yavrulama, göç etme, kış uykusu gibi eylemler sıcaklık, gün ışığı, kar örtüsü vb. faktörlerden etkilenmekte ve kimi zaman bu ölçülerin eşzamanlı olması gerekmektedir. Eşzamanlılık denildiğinde; çiçek açtığında arılar döllenebilmeli, yavru kuşlar doğduğunda ekosistem içinde besin kaynağı tohum böcek bulabilmelidir. Bu süreçler bir sistem içinde devam eder. Küresel ısınma ise bu sisteme büyük etki göstererek planlamasını bozabilmektedir. Eşzamanlılığın bozulması ekosistem içinde birçok türün sonunu getirebilir ve buda insan habitatı ve yaşam alanına büyük etki eder. Arktik bölgesinde ısınmaya bağlı ve buzulların erimesiyle; plankton ile zooplankton, zooplankton ile balık, balıklar ile su kuşları arasındaki dengenin (eşzamanlılığın) bozulduğu gözlenmektedir.

İklim Değişiminin Su Ekosistemleri Üzerine Etkisi

Sıcaklığın artmasıyla su ekosistemini ayıran buzullar ortadan kalkmaktadır. Yükselen sular ve göller ile kara ekosistemi arasında yeni engeller oluşabilmektedir. Arktik Okyanusu’ndaki buzulların erimesi ve buzul engellerinin kalkması ile balık ekosistemleri karışmış ve buzun ayırmış olduğu akraba balina toplulukları karışmıştır. Atlantik Okyanusu’nda aşırı avlanma yüzünden kayıp olmuş gri balinalar İspanya ve İsrail kıyılarında tekrar görülmektedir ve bunun nedeni Kutup Bölgesi’ndeki buzulların erimesiyle sınırların ve bariyerlerin kalkmasına bağlanmaktadır. Kuzey Atlantik Okyanusu’nda 8 bin yıl önce tükenen planktonları ortaya çıkışı tekrar aynı nedene bağlanmakta ve bunun ekosistemde önemli değişikliklere neden olacağı düşünülmektedir. Küresel ısınma sonucu araştırmacılar balık ve hayvanların küçüldüğünü savunmaktadır. Atlantik ve Kuzey Denizi ısındıkça balık ve deniz kuşlarının beslenme alanları kaybolmakta ve beslenme alanlarını protein değeri düşük hayvanlara bırakmaktadır. Canlı boyutlarındaki bu değişim ekosistem içindeki türler arası gıda zincirinde besin ve enerji düşüşüne neden olabilir ve büyük sorunlara yol açabilir. Yani canlıların yiyecek porsiyonu ne kadar küçülürse o derece üst sınıfların tüketimi artar ve dengesizliğe neden olur.

İklim Değişiminin Kara Ekosistemleri Üzerine Etkisi

Son 30 yılda iklim değişikliğinin etkisi karasal ekosistemlerde de yoğun olarak görülmektedir. Karasal ekosistemleri için çok önemli olan bitki türleri, yalnızca belirli iklim koşulları altında başarılı bir şekilde üreyip, büyüyebilmektedir. Bu koşullar değiştiği takdirde, bu türler ya adapte olacak ya da göç etmek zorunda kalacaktır. Başta yüksek rakımlarda ve kuzey bölgelerinde yaşayanlar olmak üzere bazı türler açısından göç etmek genellikle zordur. Bu iki seçenekten hiçbiri olanaklı değilse, türlerin yerel popülasyonlarının nesli tükenir. Bitki türlerinin zenginliğinde meydana gelen azalma, tüm biyolojik çeşitliliği sınırlandırmakta olup, bu durum ekosistem istikrarının azalmasına yol açabilmektedir.

Bitki türleri dağılımında meydana gelen değişiklikler, iklim sistemi üzerinde bir takım sonuçlar doğurabilmektedir. Uzmanlara göre yüksek enlemlerde, örneğin, çalı tundra türlerinin ağaçlarla yer değiştirmesi, radyasyon dengesinde gözle görülür bir etkiye neden olabilmektedir. Bu durum ise bölgesel ve küresel iklim değişikliğini artırabilir.

İklim değişikliği ile, Dünya’nın pek çok bölgesinde türlerin soyu, normal olarak kabul edilen değere göre daha büyük bir hızla tükenmektedir.  Avrupa’da son birkaç on yılda, çok sayıda bitki türünün kuzeye doğru ilerlediği gözlenmiş ve bunun sıcaklık artışları ile yakın ilgisi olduğu tespit edilmiştir. Çok sayıda Kuzey Kutbu ve tundra toplulukları bu durumdan etkilenmiş ve bu toplulukların yerini ağaçlar ve bodur çalılıklar almıştır.

Hollanda, İngiltere ve Norveç’in iç bölgeleri gibi Kuzeybatı Avrupa Bölgesi’nde, sıcak ortamda yaşayan bitki türleri, 30 yıl öncesine nazaran belirgin şekilde daha sık ortaya çıkmaya başlamışlardır. Hollanda’da bu bitkilerin oranı %60 civarındadır. Bunun aksine, geleneksel olarak soğuğa tolerans gösteren türlerin varlığında küçük bir azalma söz konusudur. Bunun nedeni sıcak ortamda yaşayan türlerin  bu yeni alanlara göç etmesidir. 2050 yılı itibarıyla, İspanya, Fransa, Cezayir gibi bir çok ülkede tür dağılımının büyük oranda etkilenmesi ve sahip olduğu çeşitliliğin %80’ni kaybetmesi beklenmektedir. Sıcaklıklarda, 2100 yılı için yapılan tahmin aralığında yer alan 3 °C’lik bir artış, türlerin dağılımının ılıman bölgelerde 300–400 km kuzeye veya 500 m daha yüksek rakımlara kaymasına neden olacaktır. Çoğu tür böylesi hızlı bir değişikliğe göç ederek veya adaptasyon yoluyla tepki vermekte güçlükler yaşayabilir ve bu türlerin dağılımları sınırlanabilir ve hatta nesilleri tümüyle tükenebilir. Bu koşullar altında, bütün türlerin %15–37’sinin 2050 yılı itibarıyla küresel olarak neslinin tükeneceği öngörülmektedir.

En büyük etkilerin, Kuzey Kutbu bölgelerinde, Doğu Avrupa’nın ve Akdeniz Bölgesi’nin nem oranı kısıtlı ekosistemlerinde ortaya çıkması beklenmektedir. Yağışlarda meydana gelmesi beklenen azalmalar, orman yangınlarının daha sık ortaya çıkması, toprak erozyonunun artması ve nesli tükenen türlerin yerini alabilecek türlerin bulunmaması sebebiyle, Akdeniz Bölgesi’ndeki mevcut bitki türlerinin zenginliği önümüzdeki dönemde azalacaktır.

İklim değişiminden etkilenecek diğer bir canlı grup ise kuşlardır. Kuş popülasyonlarındaki değişiklikler, biyolojik çeşitliliği ve ekosistem fonksiyonlarını doğrudan etkileyecektir. Kış sıcaklıklarında görülen artışlar nedeniyle çoğu kuş türünün hayatta kalma oranının artacağı öngörülmektedir. Kış aylarını Avrupa’da geçiren bazı Avrupalı kuş türlerinin hayatta kalma oranı, kış sıcaklığındaki 1 C°’lik artış karşısında, türlere göre değişmekle beraber, %2 ile %6 arasında artış gösterdiği, gri balıkçıl, şahin, karabatak, öter ardıç ve kızıl ardıç gibi kuşların hayatta kalma süreleri ile kış sıcaklığının ilişkili olduğu ve üreme, yumurtlama ve göç mevsimlerinin bu sıcaklık artışından etkilendiği saptanmıştır. Yapılan gözlemler dünyadaki kuş türlerinin 1/8’ini oluşturan 1211 kuş türü, iklim değişikliği nedeni ile, toptan yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Sadece İngiltere’de son 25 yılda 22 milyon çift kuşun, 17 milyon çifti yok olmuştur. Bununla birlikte, hayatta kalma oranındaki bu artışın kuş popülasyonları üzerinde ne tür etkiler yaratacağını öngörmek henüz mümkün değildir.

İklim değişikliğine bağlı olarak toprak yapısında meydana gelecek değişim toprağın mikroorganizma çeşitliliğini de doğal olarak etkileyecektir. Yararlı birçok mikroorganizmanın yok olması veya yeni koşullara adaptasyon göstermesi ve hatta yeni türlerin ortaya çıkması tüm canlı sistemlerini etkileyecek sonuçlar doğurabilir. Toprağa bağlı türlerin ve mikroorganizma çeşitliliğinin değişmesi besin zincirinde değişmelere, hastalık etkeni olan toksik maddelerin yayılmasına neden olabilir. Su kaynaklarının zarar görmesine karşın oluşabilecek aşırı kuraklık, toprağın doğal yapısını yitirmesine, tuzlanma, çoraklaşma gibi bir takım olaylarla canlıların gerek yaşama alanı gerekse tür bakımından çeşitliliğini tehlikeye sokacaktır. Aşırı kuraklığın arkasından gelecek olan aşırı yağışlar ise, virüs mutasyonlarını hızlandırabilir. Bu da az rastlanan ya da tamamen yok olan birçok hastalığın tekrar ortaya çıkması ve yaygınlaşması ile sonuçlanabilir. Bununla birlikte böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesi beraberinde birçok sorunu da getirir. Örneğin sıtma taşıyan sivrisinekler normal koşullarda 17 C°’nin altında ancak 1-2 gün yaşayabilirlerken, 5 C° lik bir sıcaklık artışı bu sivrisineklerin yaşam alanını genişleterek sıtma hastalığının yaygınlaşması ile sonuçlanabilir.

İklim Değişikliği ve Sonuçlarına Örnekler

İklim değişikliği, sonuçları bakımından siyasal, ekonomik veya birçok farklı şekilde etkilere neden olabilir. Bu sonuçlar bazen tek başına ele alınması gerekirken, daha genel olarak her biri birbirine etki edebilecek şekilde değerlendirilmelidir. Özellikle siyasal ilişkilerin hat safhada olduğu 21. yüzyıl şartlarında iklim değişikliğinin siyasal sonuçları ise etki alanı bakımından en geniş olanıdır.

Örneğin, Bengal Koyu’nda rüzgar değişimlerinden dolayı son 200 yılda 1.3 milyon insan öldü. Bu felaketlerden, 10 milyondan fazla insan fırtına-sel felaketlerinden etkilendi. Myanmar’da 2007 yılında 146.000 kişi öldü, 17 milyar dolarlık zarar meydana geldi ve birçok insan yerinden oldu. Ve yine, 2100 yılına gelindiğinde:

Deniz seviyesindeki yükselme 59 cm, 100 yıllık fırtınalar ve nüfusun %10’u olan 362 milyon etkileneceği tahmin ediliyor. Tayland Körfezi ise iklim değişikliğinden etkilenen diğer bölgeler arasında. Yılda 0,25 cm su seviyesi yükselmesi ve daha da önemlisi karanın 4 cm batmasıyla karşı karşıya kalmış durumda.

Rusya Arktika’da iklim değişikliklerinin sonuçlarını daha olumlu kullanmak amacıyla yatırım yapmaya başlamış durumdadır. Rusya 2020 Hedefleri adını verdiği bu yatırımlarla Arktik Okyanusu’nda meydana gelecek olan değişikliklerle, Kuzey Deniz Yolu’nu kazanmak istiyor. Bu sayede 2013 yılına kadar 4 milyon ton olan taşıma kapasitesini, 28 milyon tona çıkarmayı hedefliyor. Bölgede kurulacak olan liman kentlerle ticarete gelecek olan canlılık da iklim değişikliğinin ekonomik etkilerine örnek olarak Rusya tarafından devlet politikalarında yerini almış durumdadır. Rusya için bir başka örneği ise, doğal kaynakların ulaştırılması kolaylaşacak olması ve bölgede en büyük kıyı sahibi Rusya’nın jeopolitik önemini daha da artırması anlamına gelebilecektir. Rusya için iklim değişikliğinin sonuçları tek başına bir neden olmasa da devlet politikalarındaki yeri bir hayli büyüktür. Bu durum, uluslararası ilişkilerde devletlerin politikalarına etki eden bir faktör olarak yerini almaktadır.

İklim değişikliğinin güncel siyasal olaylardan Arap Baharı’na etkisi ile ilgili birçok makale yazılmıştır. Bu araştırmalarda genel olarak Çin’de 2010 yılında meydana gelen kuraklıktan, Çin’in en büyük buğday üreticisi olduğundan, Mısır’ın dünyanın en büyük buğday ithalatçısı olarak bundan derinden etkilendiğinden ve yine Mısır’ın gelirinin %38’ini yeme-içmeye harcadığından bahsedilmektedir. Aynı şekilde Mısır’ın bu yeme-içme giderinin ise 1/3’ü ekmeğe ayrılmış durumdadır. Çin’deki kuraklığın ise dolaylı olarak Mısır’ın ekonomik ve siyasi gelişmelerine nasıl etki ettiğini çeşitli fiyat karşılaştırmalarıyla ele almak mümkündür. Bu fiyat karşılaştırmalarına göre buğday, 2010 Haziranda 157$/metrik tondan, 2011 Şubatta 326$/metrik tona çıkmıştır. Bu dönemde Arap Baharı olaylarının Mısır’a sıçramasının bir tesadüf olmadığından bahsedilmektedir. Olayların yatışması ise 2012 Kasımında tekrar 237$/ metrik ton olarak tekrar normalleşen buğday fiyatlarıyla aynı döneme denk gelmektedir. Yaşanan kuraklık sadece Çin’de yaşanmamıştır. Bu kuraklık dünyanın her yerine etki etmiştir. Kuraklığın etkilerine örnek vermek gerekirse buğday üretimi 2010 yılında: Rusya’da %32,7, Ukrayna’da %19,3, Kanada’da %13,7, Çin’de ise %0,5 (aynı zamanda tüketim %1,68 artmış durumda) azalmıştır.

Mısır’da 1977’de Bread İntifada (Ekmek Ayaklanması) yaşanmıştır. Ekmeğin ham maddesi olan buğdayı ithal etmenin bedelini geçmişte de ödeyen Mısırlılar, 2008’de tekrar hükümetin değişmesini buğday fiyatlarının yani dolaylı olarak ekmek fiyatlarının artmasını sebep göstererek talep etmişlerdir. Nitekim şehirlerin neredeyse hepsine yayılan protestolar, rejim değişikliğine kadar gitmiştir. İklim değişikliği ile ilgili sonuçlar direkt olarak siyasal ve ekonomik olayların nedeni olmasa da yarı-tetikleyici nedenler arasındaki yerini ve önemini almaktadır. Yani, doğa ile ilgili sorunlar ekonomik (fiyatların artması gibi), siyasi (hükümet istikrarı gibi), İnsani (yiyecek-içecek bulma gibi) sonuçlar doğurmaktadır. Eğer bu sonuçları devletler politikaları dahilinde hesaba katmazlarsa kendi siyasi düzenlerini bozmak gibi sonuçlarla karşılaşabilmektedirler.

Haiti’de 2008 yılında hükümet, yeme-içme ile ilgili sorunlarla başlayan hareket sonucu değişmek zorunda kalmış, Kamerun’da da 2008 yılında yeme-içme ile ilgili çıkan protesto olaylarında 1500 kişi tutuklanmış ve 24 kişinin ölümü ile sonuçlanmıştır. Bu dönemdeki olaylara daha önce de bahsedildiği gibi dolaylı yollardan etki eden yiyecek-içecek fiyatları 2011 Mart’ta BM Gıda ve Tarım Örgütü raporuna göre tüm zamanların en yüksek seviyelerine çıkmıştır. Raporun yayınlandığı bu dönemde, Yemen çoktan karışmış ve Esad: “Suriye, Arap Baharına bağışıklıdır” şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Ancak Suriye’nin sorununun halkın isteklerine –yani yiyecek-içecek fiyatlarının düşük tutulmasına- bağlı olmadığı, sorunun aslında çoktan beridir halkın isteklerine kontrolsüz bir şekilde karşılık verilerek doğal kaynakların yanlış kullanılması olduğunun anlaşılması uzun sürmemiştir. Suriye tarıma bağımlı bir ülkedir ve kuraklık döneminde Hasiçi’nde mahsulün %75’i telef olmuştur. Çiftlik hayvanları döngüsünde de bu zarar %85’leri bulmuştur. Bu durumdan 1,3 Milyon insan etkilenmiş, 2009’da 800.000 Suriye’li, memleketlerini kuraklıktan dolayı terk etmek zorunda kalmıştır. BM Raporu’na göre,  2-3 milyon insan yoksulluk sınırının altına düşmüştür. Ocak 2011’de mahsul kıtlığı nedeniyle –özellikle Halep Biberi- Halep’te 200.000 köylü şehre göç etmiştir. Bunların nedeni sadece iklim değişikliği de değil doğal kaynakların yanlış kullanımından da kaynaklı sorunlar olarak göze çarpmaktadır. 1999 yılında 135.000 olan artezyen kuyu sayısı, 2007’de 213.000’i geçmiştir. Bu durum bizlere Suriye’nin yerel yönetimler nezdinde halkın isteklerine karşılık verirken uzun vadede doğal kaynakların kullanımını göz ardı etmesi ve kuraklık, doğal afetler gibi iklim değişikliğinin sonuçlarının etkilerine gerekli hassasiyeti göstermemesinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.

Devletler iklim değişikliğinden ve getirdiği değişimlerin siyasi sonuçlarından fazlasıyla etkilenmektedir. Bu durum devletleri, yaşadığımız dünyada daha ne kadar çevre ve siyaset disiplinlerinin ayrı kavramlar olarak değerlendirebilecekleri sorusunu sormaya mecbur bırakmaktadır. Nitekim fosil yakıtların tükendiği dünya ile siyasi mücadelelerin yaşandığı dünyanın birbirinin aynı olduğunu anlamamız için doğanın bizlere felaketlerle verdiği mesajları anlamak için Arap Baharı ile iklim değişikliğinin bağını anlamak son derece önemlidir.

İklim Değişikliğinin Olumlu Yanları

Küresel iklim değişikliğinin avantajları, daha çok Anglo- Sakson devletlerinin sağ görüşlü yöneticileri tarafından dile getirilmektedir. Küresel ısınmanın olumsuz yanlarından çok olumlu yanları olacağına inanan kişiler “İklim Değişikliği Kuşkucuları (Climate Change Sceptics)” olarak da bilinmektedir.

İklim değişikliği kuşkucularına, İngiltere’de Çevre Bakanlığı ve Köy İşleri ve Gıda Bakanlığı gibi konumlara kadar yükselmiş olan Owen Paterson örnek olarak verilebilir. Kendisi, “tüm Dünya’da yaşanacak sıcaklık artışları ve sel baskınları gibi olayların, tamamen olumsuz sonuçları olmayacağını” belirtmektedir. Eylül 2013’te gerçekleştirilen “Intergovernmental Panel on Climate Change- IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli)” sonrasında konuşan Owen Paterson, aynı zamanda “insanların iklim değişikliği konusunda çok duygusallaştığını, aslında iklim değişikliğinin yüzyıllardır yaşandığını” da söylemektedir. Buna ek olarak “kış ayında soğuktan ölen insanların sayısının yaz ayında sıcaktan ölenleri fazlaca geçtiğini” de Paterson belirtmektedir.

Kısacası, Paterson’a göre küresel iklim değişikliğinin iki olumlu yanı olacaktır, bunlar:

1) Tarımın, Kuzey’e doğru genişlemesi.

2) Soğuktan kaynaklanan ölümlerin azalması.

Bu sağcı ve tutucu kişilere verilebilecek bir diğer örnek de Matt Ridley’dir (normalde gazeteci olan Matt Ridley, aynı zamanda Lordlar Kamarası’nın da üyesidir). Matt Ridley, Peterson’un söylediklerine ek olarak:

– Daha az enerji tüketimi,

– Daha az kuraklık,

– Daha zengin biyoçeşitlilik, gibi olumlu sonuçlar saymıştır.

Üçüncü bir kişi olarak Sussex Üniversitesi öğretim üyesi Richard Tol gösterilebilir. Tol’e göre küresel iklim değişikliğinin olumlu etkileri günümüzde daha fazladır ve bu olumlu etkiler yaklaşık 2080 yılına kadar devam edecektir. Richard Tol ekonomist olduğundan, kendisi, küresel iklim değişikliğinin ekonomik faydalarına değinmiştir. Tol’e göre:

– Küresel iklim değişikliği, geçtiğimiz yüzyılda insanların refahını arttırmıştır.

– Küresel iklim değişikliği, üretimde olumlu rol oynamıştır.

– Bazı insanlar, bu üretim artışı sayesinde hayatta kalabilmişlerdir.

Başka şüpheciler, küresel ısınmanın en önemli faydalarından biri olarak karbondioksit salınımını da gösterilmektedirler. Onlara göre, havadaki karbondioksit oranının artması, ağaçların protein üretimine ve büyümelerine katkı sağlamaktadır.

Yine kuşkucular, kutup ayılarının fokları avlayabilmek için buzu kırmaları gerektiği ve buzun bu durumda çok kalın olmasının, yalnızca kutup ayılarına zarar vereceğini de söylemektedirler. Buna örnek olarak da Hudson Körfezi’nde kutup ayılarının sayılarının en az kaldığı 1974, 1984 ve 1992 yılları ile bu yıllarda buz tabakasının çok fazla kalın olmasındaki paralelliğe dikkat çekmektedirler.

Aslında, küresel ısınmaya bağlı olarak yaşanan iklim değişikliğinin olumlu yanlarının, olumsuz yanlarına oranla çok değersiz kaldığını söylemekte fayda vardır. Aynı zamanda yukarıda söz edilen olumlu yanlar, olumsuzlara oranla daha özel durumların sonuçlarıdır. Yani örneğin, iklimin çok soğuk yerlerde ısınacağının söylenmesinin, sadece o bölge insanı için avantajlı (!) olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, küresel iklim değişikliğinin olumlu olduğu düşünülen sonuçları şunlardır:

  • Arktika, Antarktika, Siberya ve diğer donmuş toprağa sahip bölgeler, bu değişikliğe bağlı olarak daha elverişli bir iklime kavuşacak ve tarıma açılabilecektir.
  • Soğuk iklimin yumuşaması sonrası tarımın daha uzun bir süre için elverişli hale gelmesi ile tarımda verimlilik bazı yörelerde artacaktır.
  • Gelecekte yaşanacak bir Buzul Çağı engellenecektir.
  • Kuzeybatı Geçidi (Northwest Passage), deniz taşımacılığına açılabilecektir.
  • Isınma için çok fazla enerji harcanan bölgelerde artık o kadar enerji tüketilmeyecektir.
  • Soğuk havaya bağlı olarak yaşanan ölümler ve zararlar azalacaktır.
  • Alçak adalar yüzünden ortaya çıkan devletlerarası tartışmalar, adalar kaybolacağından yok olacak.

İklim Değişikliği’nin Engellenmesinde Uluslararası Örgütlerin Rolü

İklim değişikliği sadece bir çevre sorunu değil, gezegenimizin tamamını ilgilendiren, dünyanın karşı karşıya kaldığı belki de en büyük tehdittir. Bu nedenle de uluslararası hukuk tarafından çeşitli düzenlemelerin konusu olmuştur. İnsanın doğal ve yapay çevresini oluşturan ögeleri koruyan, geliştiren ve onların hukuksal durumlarını düzenleyen hukuk dalı ise Çevre Hukuku’dur. Uluslararası Çevre Hukuku için en önemli gelişme 1972 Stockholm Konferansı olmuştur ve bu konferans ile Uluslararası Çevre Hukuku doğar. Ve Uluslararası Çevre Hukuku’nun en önemli kaynakları ise ulusal düzenlemeler ve uluslararası antlaşmalardır. Uluslararası Çevre Hukuku’nun aktörleri olarak karşımıza çıkan aktörler ise başta “devletler” olmak üzere, uluslararası örgütler (BM, BM Uzmanlık Kurumları –UNEP, UNESCO, FAO, Dünya Meteoroloji Örgütü vs.-), hükümet dışı örgütlerdir. (WWF, Greenpeace)

Küresel ısınmaya bağlı küresel iklim değişikliği geçmişten günümüze;

1) 1994 BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi

2) 1992 Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi

3)1979 Uzun Menzilli Sınırlar ötesi Hava Kirlenmesi Sözleşmesi gibi antlaşmalar yoluyla engellenmeye çalışılmıştır.

Küresel ısınmanın temel iki nedeni karbon emisyonu ve ozon tabakasının incelmesi olduğundan;

1) Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi ve Montréal Protokolü

2)BMİDÇS ve Kyoto Protokolü ile bu sorunlar hukukta çözümlendirilmeye çalışılmaktadır.

  • Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi ve Montréal Protokolü

1)CFC gazları ile ozon tabakası arasındaki ilişki ilk olarak 1972 yılında Stockholm Konferansı ile ortaya atılmıştır.

2)1977’de UNEP bünyesinde “Ozon Tabakası Koordinasyonu Komitesi” oluşturulmuştur.

3)1985’te UNEP öncülüğünde “Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi” imzalanmıştır.

4)1987’de ise 24 ülke ve Avrupa Topluluğu Komisyonu tarafından “Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair Montréal Protokolü” imzalanmıştır.

5)Bu protokolde 1990’da Londra’da, 1992’de Kopenhag’da, 1995’de Viyana’da, 1997’de Montréal’de, 1999’da Pekin’de, ve 2007’de tekrar Montréal’de değişiklikler yapılmıştır.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) iklim değişikliği sorununa karşı küresel tepkinin temelini oluşturmak üzere 1992 yılında kabul edilmiştir. Sözleşme 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 194 ülke taraf olmuştur. Neredeyse evrensel bir katılıma ulaşan sözleşmenin nihai amacı, atmosferdeki sera gazı birikimlerini, iklim sistemi üzerindeki tehlikeli insan kaynaklı etkiyi önleyecek bir düzeyde durdurmaktır. BMİDÇS bir çerçeve sözleşme olarak genel kuralları, esasları ve yükümlülükleri tanımlamaktadır. Sözleşme, iklim sisteminin, bütünlüğü başta endüstri ve diğer sektörlerden kaynaklı karbondioksit ve öteki sera gazı salımlarından etkilenebilecek, ortak bir varlık olduğunu kabul etmektedir.

Tarihçesi;

– 1979- İlk Dünya İklim Konferansı gerçekleştirildi.

– 1988- Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kuruldu.

– 1990- IPCC ve İkinci Dünya İklim Konferansı’nın çağrısı üzerine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu bir çerçeve sözleşme üzerine görüşmeye başladı

– 1991- Hükümetler arası Müzakere Komitesi ilk toplantısını gerçekleştirdi.

– 1992- Rio Yeryüzü Zirvesi’nde “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS)”, “BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” ve “BM Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi” ile birlikte imzaya açıldı.

– 1994- Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

– 1995- İlk Taraflar Konferansı (COP 1) Berlin’de yapıldı.

– 1996- BMİDÇS Sekretaryası kuruldu.

– 1997- 3. Taraflar Konferansı’nda Kyoto Protokolü kabul edildi.

– 2001- 7. Taraflar Konferansı’nda Kyoto Protokolü’nün detaylandırma kurallarını barındıran Marakeş Anlaşmaları kabul edildi.

– 2005- Kyoto Protokolü kabul edildi. İlk toplantısı Montréal’de yapıldı.

– 2007- 13. Taraflar Konferansı’nda Bali Yol Haritası üzerinde anlaşmaya varıldı.

– 2009- COP 15’te Kopenhag Uzlaşısı hazırlandı.

– 2010- COP 16’da Cancun Anlaşmaları hazırlandı ve büyük ölçüde kabul edildi.

– 2011- Durban Platformu kabul edildi. Yeni evrensel antlaşmaların gerektiği söylendi.

– 2012- COP 18’de Doha Değişikliği kabul edildi.

-2013- COP 19’da Durban Platformu’nun geliştirilmesi, Yeşil İklim Fonu ve Uzun Vadeli Finansmanı, REDD Plus için Varşova Çerçevesi, Kayı ve Hasar için Varşova Uluslararası Mekanizması gibi önemli kararlar alındı.

-2014- COP 20 Peru’da gerçekleştirildi.

 

Kyoto Protokolü

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmış olan sözleşme aynı amaç ve kurumları paylaşmaktadır.

Kyoto Protokolü 6 sera gazı ile ilgilidir bunlar; Karbondioksit, Metan, Diazotmonoksit, Hidroflorokarbonlar, Perflorokarbonlar ve Kükürtheksaflorid’dir. Kyoto protokolü, taraflara sera gazları ile ilgili “yükümlülükler” getirmiştir. İlk yükümlülük dönemi 2012’de sona ermiştir. İkincisi ise 2020’de sona erecektir.

Kyoto Esneklik Mekanizmaları:

– Ortak Yürütme Mekanizması: Emisyon hedefi belirlemiş bir ülkenin henüz emisyon projesi belirlememiş bir ülkeye yatırım yapması ve emisyon kredisi kazanması ile ilgilidir. Bu kredi, hedeften düşülür.

– Temiz Kalkınma Mekanizması: Ortak yürütme mekanizması ile aynı olup, “gelişmemiş ülkelerde yapılan yatırımlar” ile ilgilidir. Bu nedenle de adında “kalkınma” vardır.

– Emisyon Ticareti: Yapılan fazladan emisyon indirimi, hedefini gerçekleştirememiş bir ülkeye satılabilir.

Türkiye’nin Durumu: TR, 24 Mayıs 2004’te BMİDÇS’ye, 26 Ağustos 2009’da da Kyoto Protokolü’ne taraf olmuştur. Türkiye’nin Kyoto Protokolü’nün birinci ve ikinci yükümlülük dönemlerinde bir emisyon azaltım taahhüdü bulunmamaktadır.

 

Kaynaklar

Hakkında Siyasal Hayvan

İlginizi Çekebilir

Bilim Nedir? Bilimsellik Nedir?

Bilim, tıpkı sanat gibi, sistematik bilginin bir formudur ama ikisinin arasında çok önemli farklılıklar vardır. …

2 Yorumlar

  1. Yazınızı adınızla beraber sayfamda paylaşmama izin verirseniz çok teşekkür ederim.

    • İbrahim Yavuz Kulakli

      Furkan Bey merhaba. Sitemizi referans olarak gösterdiğiniz sürece yazımızı kendi sitenizde paylaşmanızda bir sakınca yoktur. Size iyi günler dileriz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir