t24.com.tr

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 43. Yıldönümü

Giriş

Kıbrıs Sorunu, uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş’ın bitiminden önce başlamış olan ve günümüzde de devam eden bir anlaşmazlıktır. Bu anlamda, uluslararası sistemin dönüşümü ve bu sistemin içerisindeki aktörlerin yaşadıkları değişime rağmen, Kıbrıs Sorunu çözüme kavuşmuş bir konu değildir. Bu çalışmada, Kıbrıs Sorunu’nun tarihî gelişimi içerisinde önemli bir yere sahip olan 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı incelenmeye çalışılacaktır. Çalışmada, Kıbrıs Sorunu gibi kapsamlı bir meseleyi sınırlandırma zorunluluğu gerekli olmaktadır. Bu nedenle de çalışma, bu sınırlandırmalar ışığında gerçekleştirilecektir.

Kıbrıs Sorunu

Kıbrıs Sorunu, Türk dış politikasının gündemine 1950’li yılların başlarında girmeye başlar. Kıbrıs’ın egemenliğini bu yıllara kadar sağlayan İngiltere, II. Dünya Savaşı sonrası sömürgelerinde görülen bağımsızlık hareketleriyle uğraşmaktadır. Bu bağımsızlık hareketleri Kıbrıs Adası’nı da etkilemiştir ve adadaki Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan ile birleşme (Enosis) hedefi için Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde girişimlerde bulunmuştur.[1] Bu girişimler BM tarafından kabul görmemişse de İngiltere, adada Kıbrıslı Rumlar kadar Kıbrıslı Türklerin de hakkının olduğunu belirterek, sürece Türkiye’nin de eklenmesini sağlamıştır. Bunun üzerine sorun büyümüştür ve Yunanistan da sürece dâhil olmuştur. Kıbrıs Sorunu’nun tarihi açısından bir dönemeç olan 1959 Antlaşmaları bu şekilde oluşturulmuştur. Zürih ve Londra Antlaşmaları olarak ifade edilen Kuruluş, İttifak ve Garanti Antlaşmaları adada iki toplumlu, bağımsız ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin etkin garantisine dayalı bir süreci oluşturmuştur.[2] 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla 1959 Antlaşmaları resmî anlamda varlık bulmuştur.

1963-1974 Dönemi, Kıbrıs Sorunu’nun günümüze kadar çözülememesine neden olan acı olayların yaşandığı bir dönemdir. Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nı Rumların, Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nı ise Türklerin oluşturduğu bir sisteme dayanan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, 1963 yılında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios, Anayasa değişikliği için 13 maddelik öneri getirmiştir. Bu öneriler, Kıbrıs Türk toplumunun adada azınlık durumuna düşmesine neden olacak önerilerdir. Türk tarafının bunu kabul etmemesi üzerine, Aralık 1963 Kanlı Noel Baskını başta olmak üzere Kıbrıslı Rumlar, Türklere sistematik saldırılar düzenlemeye başlamışlardır. Türkiye’nin 1959 Antlaşmaları’ndaki garantörlüğüne dayanan adaya müdahale hakkı, 1963 yılında ünlü Johnson Mektubu[3] nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından engellenmiştir, ancak 1967 yılında Geçitkale’de Kıbrıslı Rumların yaptıkları saldırılar sonrası Türkiye, Kıbrıslı Türklerin haklarını savunmak için, sınırlı uçuşlar düzenleyerek karşılık vermeye çalışmıştır. Bu saldırıların olduğu dönemde, 1964 yılından itibaren, adada BM Kıbrıs Barışı Koruma Gücü’nün (UNFICYP)  bulunduğunu belirtmek gerekir.

Kıbrıs Barış Harekâtı’na Giden Süreç

Yunanistan’da 1967 yılında yapılan darbeyle yönetimi ele geçiren Albaylar Cuntası, Enosis fikrinin hayata geçirilmesi için politikalar üretmekteydi. Makarios ile iyi ilişkiler içerisinde olmayan Albaylar Cuntası, Enosis için Makarios’un yerine başka bir ismin geçmesi gerektiğine ve ancak böylece Enosis fikrinin gerçekleştirilebileceğine inanıyorlardı. Bu hedeflerini gerçekleştirebilmek adına 15 Temmuz 1974 tarihinde Makarios’u devirmek için Kıbrıs’ta bir darbeye kalkışmışlardır (Sampson Darbesi).[4] Bu darbe girişiminin, adadaki Kıbrıs Türklerinin egemenliklerini de etkilemesi, Türkiye’nin adaya müdahalesi için gerekçe oluşturmuştur. 1959 Antlaşması’nda garanti hakkı bulunan Türkiye, diğer garantör devlet olan İngiltere’ye adada bozulan düzenin sağlanması için ortak bir müdahale teklifinde bulunmuştur. Bu teklifin İngiltere tarafından reddedilmesi sonrası Türkiye, 20 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı tek başına gerçekleştirmiştir.[5] Bu girişim sonucunda Kıbrıs Türklerinin adada egemenliği sağlanmıştır. Yunanistan’da ise Cunta hükümeti devrilmiştir. Bu harekât sonrası adada oluşan durumu kesinleştirmek için Cenevre’de bir konferans düzenlenmiştir. Türkiye’nin yaptığı bu ilk harekât, başta ABD olmak üzere uluslararası camia tarafından olumlu olarak görülmüştür. Ancak Cenevre’de yapılan görüşmeler devam ederken Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik saldırıları devam edince  Türkiye, 14 Ağustos 1974 tarihinde, adada ikinci bir harekât düzenlemiştir (Parola: “Ayşe Tatile Çıksın”).[6] Bu harekât, uluslararası toplum tarafından olumlu karşılanmamıştır ve Türkiye, adada işgalci olarak görülmeye başlamıştır.  Bu durum, günümüze kadar gelen Kıbrıs Sorunu’nda iki toplumun (Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum) ve garantör devletlerin soruna çözüm bulamamasının nedenlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye açısından harekât, Kıbrıs Türklerinin adadaki  varlıklarını güvence altına alan ve Türkiye’nin garantörlük haklarından doğan durumun doğal bir sonucudur. Daha uç bir söylem olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra Hatay’ın anavatana katılması sonrası, Türkiye’nin ilk toprak kazanımıdır.

Emre ERDEMİR

Marmara Üniversitesi- Avrupa Birliği Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler (Ana Bilim Dalı)

Kaynakça

[1] T.C. Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Meselesinin Tarihçesi, ‘’BM Müzakerelerinin Başlangıcı’’, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2017, http://www.mfa.gov.tr/kibris-meselesinin-tarihcesi_-bm-muzakerelerinin-baslangici.tr.mfa

[2]  A.g.k

[3] Amerika Birleşik Devletleri başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye başbakanı İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye‘nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla ve kaba bir üslupla yazılmış mektup.

[4] KKTC Dışişleri Bakanlığı, 15 Temmuz 2015, ‘’Faşist Yunan Darbesinin 41. Yıldönümü’’, 18 Temmuz 2017, http://mfa.gov.ct.tr/tr/fasist-yunan-darbesinin-41-yildonumu/.

[5] Küçük, Ahmet, 20 Temmuz 2014, ‘’40 Soruda 40.Yılında Kıbrıs Barış Harekatı ve Sonrası’’, 18 Temmuz 2017, http://t24.com.tr/haber/40-soruda-40nci-yilinda-kibris-harekati-ve-sonrasi,264948.

[6] A.g.k.

Hakkında Emre Erdemir

İlginizi Çekebilir

Kelimelerin Kökenleri: Kahve

“Kahve” kelimesi Fransa’da 17. yüzyıldan itibaren, kahve ürününün ülkeye girmesinden sonra, kullanılmaya başlanmıştır. Fransa’ya kahve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir