Gürcistan: Çok Milliyetli Yapıda Devlet İnşa Süreci

Perestroyka dönemi siyasetinin Kafkasya’daki bağımsızlık mücadelesine dönüştüğü herkes tarafından bilinmektedir. Gürcistan için de bu durum, bu dönemdeki çeşitli rahatsızlıklardan doğan protestolarda örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin siyasi partilere temel fikir sağlamaları açısından belirleyici olmuştur. Perestroyka döneminin milliyetçi söylemleri, Gürcü etnik kimliğinin güçlü bir şekilde dillendirilmesiyle ve Gürcü olmayan gruplara karşı uzlaşmaz tavırların ortaya çıkması ile dikkat çekmektedir. Abhazya’nın Gürcistan’daki ve çevresindeki topraklarda bağımsızlık mücadelelerinden etkilenerek Gürcistan’dan ayrılma ve özgürlük talepleri, Gürcistan Komünist Partisi’ni Gürcüler’in protestolarıyla baş başa bırakmış, Gürcistan’ın ve Abhazya’nın bağımsızlık talepleri ile ilgili daha etkin adımlar atılması talep edilmiştir. Protestoların şiddetlenmesi ile yönetim, Tiflis sokaklarını savaş alanına çevirecek Kızıl Ordu’dan yardım talebi kararını aldığında, Gürcistan’ın bağımsızlık mücadelesinde bir dönüm noktası olan “9 Nisan Olayları” meydana gelir. Olaylarda çoğunluğu kadın ve çocuktan oluşan 20 sivil ölür. Kızıl Ordu, yönetimin izniyle saldırgan bir tavır izlemiş, kanlı şekilde protestoları bastırmayı düşünmüştür.

Protestolara çareyi Kızıl Ordu’da arayan Komünist Parti yönetiminin, fiili olarak iktidarı sonra ermiş, muhalefetten bir hamle beklenmektedir. Gamsahurdiya liderliğindeki “Yuvarlak Masa İttifakı” 28 Ekim 1990’da yapılan seçimlerle başa gelmiştir. Komünist Parti liderliği Devlet Başkanlığı görevi gördüğünden anayasal değişiklikler sonucunda Devlet Başkanlığı mevkisi ihdas edilerek, Gamsahurdiya Devlet Başkanı olmuştur.  Sovyet ve Sosyalist kelimeleri çıkarılarak devletin adı Gürcistan Cumhuriyeti olarak tanımlanmıştır. Tüm bu gelişmeler sürecinde bağımsızlık, ekonomik çöküşü beraberinde getirmiştir. Moskova’nın Tiflis’e sert tavrı, ekonomik ambargoları, ekonomik buhrana neden olmuştur. Gamsahurdiya’nın otoriteyi sağlama çabaları muhalefet tarafından “diktatörleşme” olarak yorumlanmıştır.

Bu gelişmeler ışığında muhalif gösteriler tekrar başlamış, Gamsahurdiya yönetimi, özellikle 19 Ağustos 1991 tarihindeki Moskova’da başarısız darbe girişiminin ardından artan baskılara dayanamayarak Tiflis’i terk etmek zorunda kalmıştır. Tiflis sokaklarına tekrar çatışmalar hâkim olmuş, kolluk güçleri arasında muhaliflere ve Gamsahurdiya yönetimine destek verenler şeklinde bölünmeler yaşanmıştır. İktidarın boşalması ve Askerî Konsey’in başa gelmesi ardından, SSCB eski Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, Konsey tarafından ülkesine davet edilmiştir. 7 Mart 1992 tarihinde daveti kabul ederek ülkesine geldiğinde Şevardnadze, bir kurtarıcı olarak görülmüştür.

Abkhazie: Abhazya, Ossétie du Sud: Güney Osetya, Adjarie: Acarya
Abkhazie: Abhazya, Ossétie du Sud: Güney Osetya, Adjarie: Acarya

Şevardnadze’nin Gürcistan yönetimini eline aldığındaki durum tam bir kaos ortamı idi. Acaristan ve Güney Osetya fiilî olarak merkezi yönetime bağlı değildi ve Gamsahurdiya yanlıları Megrelya Bölgesi’ne çekilerek kontrolü ele geçirmiş durumdaydılar. Ekim 1993 tarihinde Abhazya ve Güney Osetya’ya operasyonlar başlamış, Güney Osetya’da Rusya’nın baskısıyla, Abhazya’da 1 yıl süren çatışmalar ve Gürcistan’ın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Bu bölgelerde merkezi otoriteyi güçlendirme çalışmaları başarısız olan Tiflis’e Gamsahurdiya yandaşları harekete geçmiş, Şevardnadze Rusya’dan yardım istemiştir. Buna karşın Bağımzı Devletler Topluluğu (BDT) üyeliğine razı gelinmiştir. Şevardnadze’yi “Gürcistan’ı Rusya’ya satmakla” suçlayan muhalefet, gösteriler organize ederek seçim talep etmiştir. Kurtarıcı olarak geldiği dönemde parti siyasetinden kaçınan Şevardnadze, bu sefer bir parti kurarak seçimlere girmiştir. Gürcistan Yurttaşlar Birliği (GYB) seçimlere girdiğinde %74 oy almıştır ve Şevardnadze tekrar Devlet Başkanı seçilmiştir. Bu durum ülkedeki uzun yıllar süren kaos ortamının son bulmasına sebep olmuştur. Ancak Şevardnadze’nin önünde ekonomik, merkezi otorite, devlet yönetimi gibi birçok problemin halledilmemiş olması da bu dönemden sonraki belirleyici etken olmuştur. Özellikle ekonominin rüşvet, yolsuzluk ve tekelleşme kavramları çerçevesinde gelişmesi GYB içerisindeki iki kanattan biri olan reformistleri muhalifleştirmiştir. Şevardnadze ilk dönemde bu muhalif hareketi parlamentoda, kendine daha yakın muhafazakâr kanadı da kabinede tutarak bir süre idare etmiştir. Ancak yolsuzlukların bu hükümetle çözülemeyeciğini belirterek Adalet Bakanlığı’ndan istifa eden Mihail Saakaşvili, ithamlarında daha da ileri giderek, Şevardnadze’nin yolsuzlukların sorumlusu olduğunu da iddia etmiş, bu durum muhalif kesimin cesaretlenmesine neden olmuştur. GYB’den ayrılarak, Ulusal Hareket Partisi’ni kuran Saakaşvili 2 Kasım 2003 dönemindeki seçimlerde usulsüzlük yapıldığı gerekçesi ile Batı’nın da desteği ile gösteriler organize etmiştir. Yoğun baskılara dayanamayan Şevardnadze yönetimi istifa etmek durumunda kalmıştır. Göstericiler parlamentoya girerken ellerinde tuttukları güllerden dolayı “Gül Devrimi” olarak anılan bu olaydan sonra 4 Ocak 2004 yılında yapılan seçimlerde devrim lideri Saakaşvili’nin %94 oy alarak devlet başkanı olması ile sonuçlanmıştır.

Saakaşvili yönetiminin ilk görevi anayasa değişikliği olmuş, yarı-başkanlık modelini devreye sokmuş, ancak devlet başkanı yargıya karşı bir nebze güçlendirilmiştir. Anayasa değişikliği ardından Parlamento seçimleri yapılmış, Ulusal Hareket Partisi (UHP) seçimlerden %67’lik bir galibiyetle çıkmıştır.

Saakaşvili yönetiminin önünde bekleyen 3 sorun vardı. Bunlar: toprak bütünlüğü, zayıf devlet olgusu, ekonomi ve geçim sıkıntısıydı. Atılan adımlardan ilki toprak bütünlüğü ile olmuştur. Acaristan’ın fiili durumu konusundaki sorun halledilmek üzere Acaristan’ın kontrolü sağlanmış, bağımsızlık taleplerini dile getiren Abaşidze istifa ederek Moskova’ya kaçmıştır. Saakaşvili bu hamlenin hemen ardından G. Osetya ile ilgili çalışmalara başlamıştır. Bölge halkına demiryolu bağlantısı ve emekli maaşlarının ödenmesi gibi vaatlerde bulunarak ekonomik buhran içindeki G.Osetya halkını ayaklandırma çabasına giriştiğinde Rusya ve G.Osetya’nın sert direnişiyle karşılaşılmış ve savaş ortamına girilmiştir. Bu durum halkın seferberlikte Tiflis yönetimine karşı durmasına neden olmuştur ve ateşkesin ardından başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Ekonomik anlamda ise Saakaşvili; yolsuzluk, rüşvet, tekelleşme alanında çeşitli önlemler alarak önemli başarılar elde etmiştir. Bu gelişmeleri vergi, eğitim, yargı, kolluk güçleri ve savunma gibi alanlar izlemiştir. Ekonomik çözümsüzlükleri Batı’dan aldığı desteklerle çözmeye çalışan Saakaşvili yönetimi, yıllar geçtikçe “iktidar sarhoşluğu” ile suçlanmıştır. Şevardnadze yönetimi için “Demokratsız Demokrasi” yorumları yapılırken, Saakaşvili için “Demokrasisiz Demokrat” yorumları yapılmıştır. Saakaşvili yönetime geldiğinde toparlanamayan muhalifler ilerleyen yıllarda tekrar toparlanmış ve ülkedeki çeşitli stratejik kişileri bünyelerine katarak medya üzerinde etkin olmuşlardır. 2 Kasım 2007 tarihinde ise Tiflis sokaklarında geniş çaplı protestolar yer almış, yönetim bu protestoları orantısız güç kullanarak dağıtmıştır. Olayların ardından Saakaşvili olağanüstü hâl ilan edip medyayı susturmuş, erken seçime gitme kararı almıştır. Ancak seçimleri kazanarak otoritesini pekiştirmiş, böylece protestoların amacına ulaşmasını engellemiştir.

Gürcistan için en önemli konulardan biri, Rusya ile olan ilişkilerdir. Rusya’nın “En şiddetli Rusya karşıtı rejim” olarak nitelediği Gürcistan yönetimi ile Rusya ilişkilerinde her dönemde gerginlik hâkim olmuştur. Rusya’nın, Gürcistan’a bu bakışının nedenleri arasında, Acaristan probleminin çözüm şekli, 2004 G.Osetya Operasyonu, Gürcistan’daki Rus üslerinin kapatılmasının istenmesi ve kapatılmak zorunda kalınması, NATO-Gürcistan ilişkileri gibi etkenler bulunmaktadır.

2008 yılına gelindiğinde NATO ile Gürcistan arasındaki üyelik konusundaki yakınlaşma, Rusya’nın ekonomik ambargosu ve Tiflis yönetimine baskısı ile karşılık bulmuş, G.Osetya ve Abhazya Bölgeleri’nde yerel halkın provokasyonu şeklinde devam etmiştir. Rusya, G.Osetya ve Gürcistan arasındaki 2004 yılından beri süregelen ateşkes hattındaki ihlaller ve gerginlik üzerinde Gürcistan 2008 yılında G.Osetya’ya operasyon kararı alır ve G.Osetya’nın başkentine kadar ilerleyerek bölgeyi kontrol altına alır. Ancak bu duruma Rusya’nın tepkisi çok sert olur. Gürcistan G.Osetya topraklarından atılmakla kalmaz, Gürcistan toprakları bombalanır ve Tiflis’e kadar girilmiştir. Poti Limanı abluka altına alınmış ve 5 gün süren savaş, Gürcistan’ın mağlubiyetiyle sonuçlanmıştır. Sarkozy’nin araya girmesi ile ateşkes imzalanmıştır. Ateşkesin ardından Gürcistan, BDT üyeliğinden ayrıldığını duyururken Rusya, Abhazya ve G.Osetya’nın bağımsızlığını tanıdığını duyurur.

(BBC’ye verdiği bir röportaj esnasında Rus tanklarının başkent Tiflis’e yaklaştığını telefondan öğrenen Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili, kravatını çiğnemeye başlar. Bu hareketi, BBC kameraları tarafından çekilmiştir.)

Savaş döneminde halkın desteği arkasında olmasına rağmen zamanla ekonomik buhrandan dolayı bu destek erimiş ve muhalefetin Saakaşvili’nin istifasını istemesi ile son bulmuştur. Saakaşvili bu isteğe karşı gelmemiş erken seçime gitmiştir. Ancak tekrar yapılan seçimlerde %65’lik bir oyla tekrar seçilmiştir. Saakaşvili’nin yönetiminden sonraki dönemde asıl merak edilen konu “devrimlerle belirlenen” devlet yönetiminin demokratik yöntemlerle belirlenip belirlenemeyeceği sorunudur. Saakaşvili yönetiminin çeşitli düzenlemelerle yönetimden kalmak için değişiklikler yapması bu konudaki umutları tüketmektedir.

Gürcistan dış politikasına bakıldığında Gürcistan, kendini özünde Batılı olarak nitelemektedir. Kendini Batı’nın bir parçası olarak görmesi, NATO, AB ve ABD ile yakın ilişkiler içerisine girmesi ve kurumlara üyelikle ilgili çalışmaları dış politikasının merkezine koyması ile devam etmiştir. Ancak Batılı devletler Rusya ile ilişkilerini Gürcistan için bozmamışlardır, yalnızca Gürcistan’ı ekonomik ve askerî anlamda destekleme çabasına girmişlerdir.

Sonuç olarak, Gürcistan’ın Batı temelli Rusya’ya karşı etkin alan oluşturma çabası, Batı’nın Rusya ile bire bir ilişkileri çerçevesinde gelişmektedir. Batı, Rusya’yı karşısına almak istememekle beraber, 2008 yılındaki şiddet içeren Rusya’nın askerî tepkisini kullanmaktan çekinmediği gerçeği de bölgedeki benzer politikaların yavaşlamasına neden olmuştur. Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması da, bu anlamda, bölgede köklü değişiklikler olmadığı sürece imkânsız gibi görünmektedir.

* Bu makale özeti Güney Kafkasya Toprak Bütünlüğü, Jeopolitik Mücadeleler ve Enerji kitabında bulunan Kamil Ağacan tarafından kaleme alınmış “Gürcistan: Çok Milletli Yapıda Devlet İnşa Sürecinin Öyküsü” adlı makaleden çıkarılmıştır. Talebi durumunda içerik web sitemizden kaldırılacaktır.

Hakkında Ahmet Aydın

İlginizi Çekebilir

Kafkasya’da Etnik Çatışmalar Ekseninde “Güney Osetya” Sorunu

Kafkasya, Sovyetler Birliği(SSCB)’nin dağılmasından sonra meydana gelen sekiz sivil silahlı anlaşmazlığın beşinin yaşandığı hararetli bir …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir