Kaynak: qldem.com.au

Enerji Nedir? Enerji Çeşitleri Nelerdir?

Tarihsel süreç içerisinde enerji, medeniyetlerin gelişmesinde temel bir rol oynamıştır. Bu enerji kaynaklarını verimli kullanabilen medeniyetler, gelişip diğer medeniyetleri geride bırakırken, faydalanamayan medeniyetler geri kalmışlardır. Ancak, sadece enerji kaynaklarına sahip olmak da bir medeniyetin gelişmesi için yeterli değildir. Çünkü bu kaynakları verimli kullanabilmek, medeniyetlerin sahip oldukların teknik bilgi ile de yakından ilgilidir.

Enerji kaynaklarının önemi, işte bu teknik bilginin gittikçe geliştiği 18. ve 19. yüzyıllarda, Sanayi Devrimi ile önem kazanmıştır. Makineleşme ile artık üretimin bir sorun olmaktan çıkıp, tükettirebilmenin bir sorun haline gelmesi, günümüze kadar gelen enerji tüketimi alışkanlığının belki de en önemli aşamasını oluşturmuştur. Bu süreçte önem, pazar arayışına doğru yönelmiştir ve üretilen mal, sanayileşememiş, dolayısıyla da enerji kaynaklarını kendileri kullanamayan devletlerin ülkelerinde satılmaya başlanmıştır.

Enerji kaynakları arayışı, bu süreçte büyük savaşlara dahi neden olmuştur. Aynı zamanda yine bu savaşlar sırasında kullanılan enerji kaynakları, büyük yıkımlara sebebiyet vermiştir. Bu nedenle, özellikle de İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupa’daki yöneticiler, bu kaynakların tekrar bir savaşa neden olmaması için ellerinden geleni yapacaklardır.

Buna bağlı olarak günümüzde AB, enerji kaynaklarına ve politikalarına önem vererek ortaya çıkmış bir kurum niteliğindedir. 1980’li yılların sonlarına gelindiğinde, Avrupa Birliği’nin gerek sosyal, gerek ise teknik uzmanları, fosil yakıt kullanımının çevreye verdiği zararları fark ederek, enerji alanında yeni politikalar üretmeye yöneleceklerdir. Bu üretilen politikaların temel hedefleri, Fransa ve Almanya örneklerinde de görüldüğü gibi, hem enerjisel bağımlılığı azaltmak, hem de yaşanabilir temiz bir çevre oluşturmak olacaktır. Aynı zamanda bu politikalar, her iki ülke içerisinde hem “sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya”, hem de “işsizlik oranını arttırmayarak istihdam sağlamaya” odaklanmaktadır.

Günümüzde fosil yakıtların verdikleri zararlardan dolayı, Dünya devletleri artık yenilenebilir enerjiye veya enerjinin etkin kullanımına yönelmektedirler. Bu nedenle de hem AB’nin üye devletleri, hem de temiz enerjiye geçmekte olan diğer devletler, bu hedeflerini gerçekleştirmeyi başarırlarsa bir “model” haline geleceklerdir. Böylece söz konusu devletler, deneyimlerinden elde edeceği yeni yenilenebilir enerji teknolojilerini ve yeni enerjinin etkin kullanımı (energy efficiency) politikalarını tüm Dünya’ya satmayı başaracaklardır.

Bununla birlikte, AB çerçevesinde izlenen enerji politikalarının, en azından, lokomotif devletler olarak adlandırdığımız ve her iki Dünya Savaşı’nın çıkmasından önemli rol oynayan Almanya ve Fransa’yı birbirine yakınlaştırdığı görülmektedir. AB, böylece çıkar çatışmalarını dezavantajdan avantaja çevirmeyi başarmıştır. Eskiden savaşa neden olan meseleler, günümüzde tam aksine, devletler arasında yakınlaşmayı sağlayabilmektedir.

1. Enerji Nedir ?

Enerji, kelime kökeni olarak Yunanca’daki “energeia” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük de “-en” (içinde, içindeki) ile “-ergon” (çalışma, iş) kelimelerinden türemiştir.[1] Enerji, temelde insan hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Enerji olmazsa, hayat da olmaz.

Bizi ilgilendiren kısmı ile ilgili konuşmak gerekirse, enerji, bize “iş” ve “sıcaklık” sağlayabilen bir sisteme veya vücuda verilen addır. Bu tanımdan yola çıkarak; akaryakıt, bir arabayı itebildiğinden bize “iş” sağlar, aynı şekilde yakıldığında bize “sıcaklık” da sağlayacağından, enerji içermektedir(Ngô 2002, s.2).

Enerjinin özelliği, çeşitli biçimlerde bulunabilmesidir. Buna bağlı olarak da, enerjinin bir biçiminden diğerine geçilirken, enerjide kayıplar olmaktadır. Bu nedenle de insanlık için önemli olanı, enerjinin formlar arasında geçiş yaptıktan sonraki halidir.[2]Bu geçişler, enerjide “verimliliğin” oranında değişimlere neden olur. Örneğin, hidroelektrikten üretilen enerjide bu verimlilik %100’e yakınken (yani neredeyse hiç enerji kaybı olmazken), nükleer enerjide bu oran %33’e kadar düşer (Ngô 2002, s.3).

2. Enerji Çeşitleri

Temel enerji kaynaklarının tanınmasında fayda vardır. Böylece, herhangi bir kaynak ile ilgili soru, bir nebze de olsa, cevaplandırılmış olacaktır.

2.1. Fosil Enerji Kaynakları

Fosil enerji kaynakları kömür, petrol ve doğal gazdır. Bu enerji kaynakları, canlı, bitkisel ve hayvansal madde kökenlidirler. Buna bağlı olarak karbon içerirler ve yine buna bağlı olarak yanmaları sonucunda karbon gazı açığa çıkarırlar(Ngô 2002, s.18).

2012 yılında fosil yakıt kaynakları, toplam birincil enerji arzının %81.7’sini oluşturmaktadır (Key World Energy Statistics 2014, s.6). Bu nedenle de fosil yakıtlar, günümüzde, enerji üretiminde en çok fazla payı olan enerji türüdür.

Aynı zamanda fosil yakıtlar, enerji üretiminde en çok paya sahip olmalarının da etkisiyle, yüksek meblağlarda devlet yardımı da almaktadırlar. Öyle ki fosil yakıt çıkarma işi yürüten şirketler, devletlerden yıllık toplamda 4,74 trilyon eurodan fazla yardım almaktadırlar. 2015 yılı için tahmin edilen bu meblağın, tüm devletlerin sağlık sektörüne harcadığı toplam paradan dahi fazla olduğu söylenmektedir. Bu da, aslında fosil yakıtların sanıldığı kadar ucuza mal olmadıkları anlamına gelmektedir. IMF, fosil yakıtların çevreye ve buna bağlı olarak da insan sağlığına verdiği zararları göz önünde bulundurarak, devletlerin bu yardımı bir an önce kesmeleri çağrısında bulunmuştur. Fosil enerji kaynaklarına yapılan bu yatırım, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımı da (ki bu rakam günümüzde 108 milyar eurodur) aynı zamanda engellemektedir.[3]

2.1.1. Kömür

Kömür, tarihsel olarak Karbonifer Çağı’nda oluşmuştur. Bu çağ, günümüzden 345 ile 280 milyon yıl öncesine denk gelmektedir (Ngô 2002, s.18).

Kömürü, Çinliler’in M.Ö. 1000’li yıllarda porselen yapımında kullandığı bilinmektedir. Kömürün Avrupa’da ilk kullanılması ise çok daha sonra, 12. yüzyılda olmuştur. Avrupa’da kömüre geçişin nedeni, hızla tahrip edilen ormanlardan sonra artık yakacak odun bulmanın zorluğu olmuştur. Yine de kömürün zehirleyici özelliğinden dolayı, bu fosil yakıta geçiş çok yavaş olmuştur. Zorunlu geçiş 17. yüzyılda gerçekleşmiştir. Ancak, 19. yüzyılda gazın ısınma amacıyla kullanılmaya başlamasıyla artık kömür, genel olarak buharlı araçların çalıştırılması için kullanılmaya başlamıştır (Ngô 2002, s.20).

20. yüzyıl başlarında, en çok kullanılan fosil enerji kaynağı kömürdü. 1958 yılında Fransa, yeraltından 60.3 milyon ton kömür çıkartmaktaydı. Bu üretim, yıllar ilerledikçe sabit bir şekilde azaldı ve 2000 yılına gelindiğinde 4.1 milyon tona kadar düştü. Almanya ise, 1999 yılında, elektriğinin %51’ini kömürden üretmekteydi (Ngô 2002, s.21,22).

Günümüzde Avrupa Birliği rakamlarına bakıldığında ise, kömür santrallerinin açılmaktan çok kapandığı görülmekte. Bunun en büyük nedeni ise, Avrupa Birliği tarafından alınan ve izlenen enerji politikaları.[4]

2.1.2. Petrol

Petrolün, günümüzden 3.000 yıl kadar önce Mezopotamya’da evlerin, gemilerin ve sarnıçların cephelerini kaplamak için kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzdeki kullanımı amacıyla petrol kuyusundan ilk petrol çıkarımı ise 1856 yılında olmuştur. Daha sonrasında, 1870 yılında, D. Rockefeller The Standard Oil adlı şirketi kurmuştur ve 1911 yılına kadar petrol üretiminin %80’ini elinde tutmuştur. 1911 yılında, Amerika’da çıkartılan bir yasa sonrasında, 34 adet yeni şirket kurulmuştur ve Rockefeller’ın şirketi büyük bir darbe yemiştir. 1916- 1920 yılları arasında, uzun bir süre boyunca sabit kalan petrol fiyatı, 5 kat kadar artmıştır. 1930 yılı sonrasında, yaklaşık 40 yıl boyunca, petrolün varil fiyatı[5], 1 dolar ile 2 dolar arasında sabitlenmiştir. 1973 yılında, petrol krizinin başgöstermesi ile birlikte, petrolün varil fiyatı 4 katına çıkmıştır. Böylece, yüksek miktarda petrolün, az sayıda ülkenin elinde bulunmasının riskli olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde petrolün varil fiyatı 65 dolar ile 70 dolar arasındadır[6] (Ngô 2002, s.24, 25).

2000 yılında, üretilen petrolün %42’si OPEC üyesi devletlerden sağlanmaktaydı. Toplam üretimin %11.8’ini elinde bulunduran ülke ise, yine 2000 yılı verilerine göre, Suudi Arabistan idi. Suudi Arabistan’ı Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etmekteydiler. Batı Avrupa, toplam üretimin %9.6’sını sağlamaktaydı. Bu üretimin büyük bir kısmı (%89’u) Birleşik Krallık ve Norveç’ten gelmekteydi. Fransa’nın petrol üretimi (özellikle 1970- 1975 yıllarında nükleer santrallerin aktifleştirilmesiyle birlikte) düşük seviyelerdeydi(Ngô 2002, s.25).

Fransa’nın toplam enerji ihtiyacında petrolün yerine gelindiğinde ise, 2000 yılında toplam enerji ihtiyacının %40’ını karşılayan petrol, 2006 yılına gelindiğinde %33’e gerilemiştir (Bunun nedeni, doğal gazın kullanımının artmasıdır) (Ngô 2002, s.25).

2.1.3. Doğal gaz

Doğal gaz, tarihsel süreçte petrol ile birlikte oluşmaya başlamıştır. Kullanımı ise petrole ve kömüre oranla oldukça yenidir. 10. yüzyılda Çin’de yemek pişirmek için kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzdeki anlamıyla doğal gaz endüstrisi ise, 19. yüzyılda ABD’de doğmuştur. İlk doğal gaz işletmesi 1821 yılında kurulmuştur ve ilk doğal gaz borusu (40 km uzunluğunda), 1870 yılında kurulmuştur (Ngô 2002, s.26).

2000 yılındaki verilere bakıldığında, doğal gazın, toplam enerji tüketimindeki payının %24.7 olduğu görülmektedir.  Fransa için ise doğal gaz tüketiminin diğer enerji kaynakları arasındaki oranı, 1960’lı yıllardan bu yana artmıştır. Fransa’nın tükettiği doğal gazın %95’ini ithal edilmektedir. İthal edilen en önemli üç ülke ise Cezayir, Norveç ve Rusya’dır (Ngô 2002, s.26).

2.2. Yenilenebilir Enerji Kaynakları

Yenilenebilir enerji kaynakları, isminden de anlaşılabileceği gibi, fosil yakıtların aksine, doğada devamlı ve bol miktarda bulunan enerji kaynaklarıdır. Yine bu kaynaklar kullanılabilir durumdadırlar, tükenmezler ve belki de hepsinden önemlisi, fosil yakıtlara temiz bir alternatif oluştururlar (EMSD, s.3). Aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynakları, genellikle birincil enerji kaynağı olarak kullanılıp, işleme maruz kalmazlar. Böylece enerji kaynağı olarak kullanıldıklarında neredeyse %100 verimlilik sağlanmış olur.

Yenilenebilir enerji türlerinin kesin bir tanımı bulunmamakla birlikte, bu enerjiler “doğa tarafından sürekli olarak ikmal edilen/ tekrar doldurulan enerji kaynakları” olarak açıklanabilirler (EMSD, s.3).

Yenilenebilir enerji kaynakları, sanki günümüzde kullanılmaya başlanmış gibi düşünülse de kullanımı, fosil yakıtlarla kıyaslanamayacak kadar eskiye dayanmaktadır ve bu enerji türleri, oldukça uzun süredir kullanılmaktadır (İlk insanların odun yakmayı öğrenmeleri ile günümüzden 500.000 yıl kadar öncesinden başlayıp, 18.yy başlarına kadar birincil enerji kaynağı olarak kullanılmışlardır) (Ngô 2002, s.39).

2012 yılı verilerine göre, tüm Dünya’daki birincil enerji arzında, yenilenebilir enerjinin oranı %13.2’dir. 2013 yılında ise “elektrik üretiminde” yenilenebilir enerjinin payı, 2012’den itibaren %5’lik bir artış ile %22 seviyesine ilerlemiştir.[7]

Başlıca yenilenebilir enerji kaynakları şunlardır:

2.2.1. Hidrolik Enerji

Suyun gücü, insan için her zaman bir enerji kaynağı olmuştur. Tarihsel anlamda buna örnek olarak “su değirmenleri” verilebilir. Bu değirmenler, milat öncesi dönemde Suriye Uygarlıkları, daha sonra ise Romalılar tarafından kullanılmıştır. Zamanla buharın kullanılmaya başlaması ile bu değirmenler, önemlerini kaybetmişlerdir. Daha sonrasında suyun dolaşımı (circulation) ile enerji elde edilebildiğinin öğrenilmesi ile su, tekrar önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkmıştır. Hidrolik enerjinin üretimi, en genel anlamıyla yüksekten bırakılan suyun, daha alt kısımlarda bulunan bir türbinden geçmesi ile mümkün olmaktadır (Ngô 2002, s.41).[8]

Yeryüzündeki potansiyel hidrolik enerji kaynaklarının toplamı 36.000 terawatt saat olarak hesaplanmıştır. Bunun sadece 16.000 terawatt saati işletilebilir durumdadır (bu 16.000 terawatt’lık kısmın da sadece 8.000 terawatt’ı ekonomik olarak kârlıdır). Günümüzde bu potansiyelin %20’sinden azı kullanılmaktadır (Ngô 2002, s.42).

Hidrolik enerji kaynaklarının, yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde önemli bir yeri vardır. OECD ülkelerinin %13-14 oranında elektrik üretimleri bu enerji türünden sağlanmaktadır. Fransa için de önemli bir enerji türü olan hidrolik enerjinin payı, 1960 yılında toplam elektrik üretiminin %56’sına denk gelmekteydi. Tüm Dünya’da ise hidrolik enerjinin toplam elektrik üretimindeki payı, 2004 yılında %16.5 idi (Ngô 2002, s.42).

Hidrolik enerji, yatırım açısından pahalı olsa da işletim açısından ekonomiktir. Örneğin Fransa’da, hidrolik enerjiden faydalanabilme amacıyla inşa edilen barajlar, neredeyse nükleer santral fiyatına denk gelmişlerdir (Ngô 2002, s.43).

Bir başka hidrolik enerji kaynağı da okyanuslardır. Okyanuslardaki gelgit hareketlerinden üretilebilen enerji, önceden sezilebilir olması açısından avantajlıdır. Gelgit enerjisi dışında, deniz üzerine inşa edilen (offshore) rüzgâr gülleri, dalga enerjisi, deniz içindeki akıntıların enerjisi, deniz içindeki termik enerji ve sulardaki tuzluluk oranı farkı sayesinde üretilebilen ozmotik enerji, diğer hidrolik enerji türlerine örnek olarak verilebilir (Ngô 2002 s.44).

2.2.2.Güneş Enerjisi

Güneş enerjisinden düzgün bir şekilde faydalanabilmek çeşitli koşullara bağlıdır (gündüz ve gece süreleri, enlem, mevsimler, bulutların olup olmaması gibi). Güneş enerjisi ısı üretmek için veya elektrik üretmek için kullanılabilir. Isı amacıyla kullanıldığında “termik güneş enerjisi”, elektrik amacıyla kullanıldığında ise “fotovoltaik güneş enerjisi” olarak adlandırılmaktadır (Ngô 2002, s.45,46).

2.2.3.Rüzgâr Enerjisi

Tarihsel süreç içerisinde rüzgâr enerjisinin uzun zamandır kullanıldığı görülmektedir. Bu enerji türünün bilinen ilk kullanımı yelkenli gemilerde ve yel değirmenlerinde olmuştur.Rüzgâr enerjisinden elektrik üretme fikri ise ilk olarak 1802 yılında Lord Kelvin tarafından ortaya atılmıştır. Ancak günümüzdeki rüzgâr güllerinin temelinin atılması 1850’lerde dinamonun bulunmasıyla olmuştur (Ngô 2002, s.52).

Rüzgâr enerjisi, tarihsel süreç boyunca oldukça fazla kullanılan bir enerji türü olmuştur. Ancak petrol fiyatlarının düşmesi ile birlikte bu enerji türü, petrol ile rekabet edemez duruma gelmiştir. Normalde iki tip rüzgâr gülü bulunmaktadır; rüzgârın geliş yönüne göre dönüşü (rotation) “yatay” olanlar ile “dikey” olanlar. Günümüzde daha yaygın kullanılanlar “yatay” olanlardır, çünkü bu tip rüzgâr güllerinin veriminin daha yüksek olduğu söylenmektedir (Ngô 2002, s.52-55).

Avrupa Birliği’nde en çok rüzgâr enerjisi üretme kapasitesine sahip ülke, 2013 yılı verilerine göre Almanya’dır (34.3 GW). Fransa (8.3 GW), Almanya’nın kapasitesinin neredeyse dörtte birine sahiptir (EWEA 2014, s.12).

2.2.4.Biyokütle (Biomass)

Canlı varlıkların (bitkiler gibi) içinde bulunan enerjiye verilen addır. Aslında bu enerji türünün kullanımı, bir bakıma, dolaylı olarak Güneş enerjisini kullanmaktır.

İnsanın bir enerji kaynağı olarak odunu kullanması aslında çok eskilere (günümüzden 500.000 yıl kadar eskiye) dayanmaktadır. Günümüzde enerji piyasasında pek adı geçmese de, aslında bu enerji türünün, özellikle de gelişmekte olan ve nüfus yoğunluğu az olan ülkelerde, önemli bir enerji kaynağı olduğu bilinmektedir. Günümüzde yaklaşık üç milyar insan için (Dünya nüfusunun neredeyse yarısı), odun, odun kömürü ve gübre gibi biyo atıkların temel (veya tek) enerji kaynağı olduğu söylenmektedir (Ngô 2002, s.57,58).

2.2.5.Jeotermal Enerji

Jeotermal enerjiyi oluşturan temel etken, Dünya’nın yerkabuğunda ilerledikçe sıcaklığın artmasıdır. Dünya’nın çekirdeğinin sıcaklığının 4.200 0C olduğu (ve yavaş yavaş bu çekirdeğin soğuduğu) söylense de Dünya’yı ısıtanın çekirdek değil, “doğal radyoaktivite (natural radioactivity)” olduğu söylenmektedir (Ngô 2002, s.61).

Dünya’nın %99’unun sıcaklığının 200 0C’den fazla olduğu söylenmektedir. Bu nedenle de jeotermal enerji, yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul edilmektedir (aslında tükenmeyen bir enerji kaynağı değildir). Örneğin bir jeotermal kuyu, birkaç on yıllık zaman diliminde tükense de, başka bir yerde kazı yapılarak tekrar bir kaynak bulunabilmektedir (Ngô 2002, s.62).

2.2.6.Atıklardan Sağlanan Enerji

İnsanlar var olduğu sürece atıklar da olacağından, atıklardan sağlanan enerji, yenilenebilir bir enerji türü olarak kabul edilebilir. Atıklardan iki şekilde enerji sağlanmaktadır, bunlardan biri atıkların fermantasyonu (bu fermantasyonun en önemli kaynağı hayvan dışkısı, evsel atıklar ve arıtma tesisleri atıklarıdır), diğeri ise atıkların yakılması yoludur (yakmak için kullanılan kaynaklar ise evsel, tarımsal ve bazı endüstriyel atıklar kullanılmaktadır)(Ngô 2002, s.64-66).

2.3. Nükleer Enerji

Nükleer enerjinin tanınması (ve buna bağlı olarak da kullanımı) günümüzden çok da uzak olmayan tarihlere uzanmaktadır. Hem az maliyetle çok enerji üretebilmesi, hem de sera gazı etkisi (normal koşullarda) yaratmamasından dolayı, tercih edilen bir enerji türüdür (Ngô 2002, s.99).

Doğal kaynak zenginliğine sahip olmayan Fransa için nükleer enerjinin önemi büyük, hattâ hayatî olmuştur. Ancak son günlerde, özellikle de enerjisel geçiş yasa tasarısı ile, nükleer enerji Fransa’da yerini farklı enerji türlerine bırakmaktadır.

Almanya için de, Fransa’da olduğu gibi, özellikle Fukushima’da yaşanan nükleer santral faciasından önce, nükleer enerjinin yeri büyüktür. Ancak Almanya, Fukushima faciası sonrası, nükleer santrallerinin %40’ını kapatma kararı alıp bu kararı uygulamıştır.[9]

2012 yılı verilerine göre, tüm Dünya’daki toplam enerji arzının %4.8’i nükleer enerjiden sağlanmaktadır. (Key World Energy Statistics 2014, s.6) Günümüzde Fransa’da üretilen elektriğin de %75’i nükleer santrallerden sağlanmaktadır.[10]

 

Yazan: İbrahim Yavuz KULAKLI

 

[1]http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/energy (07.12.2014)

[2]Yine buna bağlı olarak “Birincil Enerji” ve “İkincil Enerji” ayrımı yapılmaktadır. Birincil enerji, maddenin üretim sürecinden tüketimine kadar hiçbir değişime maruz kalmamasına verilen addır. Final enerjide ise madde, bir veya birden fazla değişimden geçer. Örneğin petrol, ham olarak kullanıldığında birincil enerji kaynağı iken, akaryakıt olarak kullanıldığında, bir işlem uygulandığından, final enerji kaynağı olmaktadır. Yine bu tanımdan yola çıkarak, kömür, doğal gaz, odun, güneş enerjisi ve rüzgar enerjisinin birincil enerji kaynakları olduğu söylenmektedir. Aynı şekilde hidroelektrikten üretilen elektrik birincil iken, nükleer kaynaktan üretilen enerji ikincil enerji durumundadır.

[3]http://www.euractiv.fr/sections/energie/les-energies-fossiles-recoivent-10-millions-deuros-de-subvention-par-minute-314722 (30.05.2015)

[4]http://www.euractiv.fr/sections/energie/le-charbon-un-investissement-de-plus-en-plus-dangereux-en-europe-313000 (30.05.2015)

[5]Bir varil petrol 159 litreye tekabül etmektedir (http://www.iea.org/aboutus/faqs/oil/ (07.12.2014)

[6]http://www.bloomberg.com/energy/ (07.12.2014)

[7]http://www.iea.org/aboutus/faqs/renewableenergy/ (26.05.2015)

[8]Hidrolik enerjinin gücü bir örnekle açıklanırsa: 3.6 ton suyun 100 metre yükseklikten bırakılmasıyla (türbinlerden geçmesiyle) 1kilowatt saatlik enerji üretilmektedir. Fransız bir ailenin buzdolabı, yılda yaklaşık 380 kilowatt saatlik enerji tüketmektedir. Bu durumda yine 100 m’lik bir yükseklikten 1.400 ton su türbinlerden geçirilmelidir. Bu da günde yaklaşık 3.8 ton suyun türbinlerden geçirilmesi demektir (Ngô (2002) s.41- 42).

[9]http://energytransition.de/2014/03/german-imports-of-nuclear-power-myth-revisited/ (14.03.2015)

[10]http://www.world-nuclear.org/info/Country-Profiles/Countries-A-F/France/ (14.03.2015)

[11]NGÔ, C. (2002). L’énergie. Ressources, technologies et environnement (3. Baskı). Paris: Dunod.

[12]International Energy Agency (IEA). Key World EnergyStatistics. (2014). 26.05.2015, http://www.iea.org/publications/freepublications/publication/keyworld2014.pdf

[13]Electrical and Mechanical Services Department (EMSD). Know More About Renewable Energy. 24.12.2014, http://www.emsd.gov.hk/emsd/e_download/sgi/re_leaflet_eng.pdf

[14]The European Wind Energy Association (EWEA). Wind in Power, 2013 European Statistics. (2014). 14.03.2015,http://www.ewea.org/fileadmin/files/library/publications/statistics/EWEA_Annual_Statistics_2013.pdf

Hakkında İbrahim Yavuz Kulakli

İlginizi Çekebilir

Türk Akımı Projesi ve Projenin Arka Planı

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladamir Putin Aralık 2014’te Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında Güney Akım Projesi’nin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir