Bağımsızlığının 20. Yılında Azerbaycan

1980 sonrası Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlardan dolayı yaşadığı bozulmalar ve Karabağ sorununun derinleşmesi sonucu artan protestolardan kaynaklı millî mücadele bilinci, Azerbaycan’ın Halk Cephesi örgütlenmesine neden olmuştur. Bu örgüt, 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Devleti’nin iki yıllık serüveninde kurucu Mehmet Emin Resulzade’nin Halk Cephesi hareketinden aldığı fikrî temeller üzerinden eyleme geçmiştir. Dönemin şartlarında bu mücadele yıllarca sürmüş, sonucunda Azerbaycan topraklarında yeni Azerbaycan Devleti’ni kuran, 18 Ekim 1991 yılında Anayasal Bağımsızlık Bildirgesi kabul edilmiştir. İlk Devlet Başkanı, Ayaz Muttalibov olmuş, ancak iktidarının hemen ardından gerçekleşen Hocalı Soykırımı ve Ermeni saldırılarındaki başarısız askerî karşılıklar nedeniyle istifa etmek zorunda kalmıştır.

Bu durum Azerbaycan Halk Cephesi hareketini daha da güçlendirmiştir. 15 Mayıs 1992 yılında fiilen, 7 Haziran’da yapılan seçimlerin sonunda ise resmen iktidara hareketin lideri, Ebulfez Elçibey gelmiştir. Elçibey ile beraber SSCB geleneklerinden bir kopuş başlamıştır. Ancak Sovyet disiplininden gelen iç ve dış bürokratlar ve devlet adamlarının direnişi, iktidarın yaptığı çeşitli hatalarla da birleşince, tepkilerin büyümesine yol açmıştır. Akabinde Albay Suret Huseyinov’un önderliğinde Gence’de bir darbe başlamıştır. Bu süreç aynı zamanda Haydar Aliyev’in iktidara gelişinin önünü açmış, 15 Haziran 1993’te Haydar Aliyev, Bakü’ye davet edilerek meşrû iktidarla silahlı darbe hareketinin sorunlarını çözmesi istenmiştir. 24 Haziran 1994’te Haydar Aliyev’in, Milli Meclis kararıyla Devlet Başkanlığı yetkilerini üstlenmesiyle bu süreç son bulmuştur.

Ekim 1993 ve 1998 seçimlerini de kazanarak iktidara gelen Aliyev, iktidarı döneminde “Yüzyılın Anlaşması” ve yeni anayasa yapımı gibi önemli adımlar atmıştır. 2003 ve 2008 seçimlerinden sonra cumhurbaşkanlığı görevini İlham Aliyev üstlenmiştir.

Azerbaycan’ın anayasal sistemine bakıldığında, Sovyet geleneğinden gelen güçlü yürütme ve kuvvetler birliği ilkesi göze çarpmaktadır. Yönetim biçimi, genel anlamıyla başkanlık sistemini andırır. Ancak başbakanlık makamının mevcut olmasından dolayı yarı başkanlık sistemi özelliklerini de barındırdığı söylenebilir. Azerbaycan, devlet başkanı adaylarından birinin, seçimlerde %50’den 1 fazla oy alamadığı takdirde seçimlerin ikinci turunun yapıldığı ve ikinci turda çoğunluğun oyuyla seçilen bir sisteme sahiptir.

Sistemin yasama erkini Millî Meclis yürütmektedir. Ancak pratik bakımından siyasi işlevi zayıftır. Asıl güç Başkanlık Ofisi’ndedir. Siyasal partiler, demokratik sistemin çok partili geleneği gereğince, bir hayli fazladır. Ancak başlıca siyasal partiler iktidarda olan Yeni Azerbaycan Partisi ve ana muhalefet partileri olan Musavat Partisi ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi’dir.

Stratejik konumu itibarıyla Azerbaycan, açık denize kıyısı olmayan (land-locked) ülke topraklarına sahiptir. Bu sebepten ötürü dış ilişkilerinde komşuları ile ilişkilerini, pazar yolları ve enerji yolları bağlamında iyi tutmak amacıyla hareket etmektedir. Bölgede Osmanlı-Safevi Devletleri arasında çatışmalar çıkana dek bölgedeki Azerbaycan Türkleri ile iyi ilişkiler içinde olunmuş, ancak çatışma döneminden itibaren bozulan ilişkiler yıllar sonra SSCB’nin bu toprakları işgali ile sekteye uğramıştır. Azerbaycan toprakları, Rusya’nın kuzeyden güneye, Moğollar’ın doğudan batıya gitme amaçlarına bakıldığında dış güçlerin her zaman odağında olmuştur. Ancak topraklarını yalnızca dış güçlere karşı korumakla kalmayan Azerbaycan, bölgede etkin bir güç hâline gelmeyi de bilmiştir.

Azerbaycan’ın dış politikasını en fazla meşgul eden, öyle ki sık sık iç politika gündemini de derinden etkileyebilen, en büyük problemlerinden birisi Karabağ sorunudur. 1988 yılında başlayan Ermeni saldırılarından beri Rusya, Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İran ve Gürcistan ile ilişkilerinde her zaman bu problem dâhil edilmiştir. Bu saldırılar, zaman zaman Azerbaycan içerisinde siyasi karışıklılara dahi neden olmuştur.

Azerbaycan Türkleri, Orta Asya ve Kafkasya coğrafyasında geniş bir bölgede yaşamaktadırlar. Bu etnik unsur, dış politikada sık sık kullanılmaktadır. Örneğin, Azerbaycan’ın ikiye bölünmesiyle İran sınırları içerisinde yaşamak zorunda kalan Güney Azerbaycanlılar’ın resmi ziyaretlerde sık sık dile getirildiği dönemlerde İran’ın rahatsızlığı gözlemlenmektedir. Safevi Devleti’nin dinî geleneğini benimseyen Azerbaycan’ın dinî geleneği de İslamiyetin Şii koludur.  Azerbaycan Türkleri, Gürcistan, Ermenistan, Karabağ, İran, Rusya ve Türkiye gibi birçok ülkede yaşamlarını sürdürmektedirler.

Dış politikasında enerji ve enerji yollarını merkezî konumda tutan Azerbaycan, komşularıyla genel anlamda iyi ilişkiler amaçlamaktadır. Ancak Karabağ saldırılarından dolayı Ermenistan ile sık sık çatışmalar yaşanmaktadır.

Azerbaycan dış politikasında karar verme mekanizması genel anlamda Cumhurbaşkanı tarafından işletilmektedir. Anayasal düzenleme de bunu işaret eder. 10 Nisan 1997 tarihinde kurulan Güvenlik Konseyi, kararlarda ancak danışma kurulu niteliği taşır. Çeşitli organlar ve sivil toplum örgütleri kurulsa dahi, karar alma mercine etki etmekten çok yürütmeyi güçlendirme işlevi görmektedir. Başlıca sivil toplum kuruluşlarına örnek olarak, Haydar Aliyev Fonu, Dünya Azerbaycanlıları Kongresi vb. verilebilir. Azerbaycan halkının dış politikayla çok da ilgili olduğu gözlemlenmemektedir. Ancak Karabağ veya Güney Azerbaycan gibi dış politika konularında hassasiyetleri kararları etkilemektedir.

Azerbaycan Dış Politikasının Zaman İçindeki Dönüşümü ve Değişimi

Kuruluş Dönemi ve Bağımsızlık Süreci

Azerbaycan’ın dış politika açısından incelenmesi, karar merci olan cumhurbaşkanlarının değişimi ile yakından ilgilidir. İlk olarak Ayaz Muttalibov Dönemi’ni ele alacak olursak, bu dönem Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalanması, özgürleşme ve Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde kalma ve bu yönde 21 Aralık 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’na (BDT) katılmak şeklinde özetlenebilir. İyi ilişkiler amaçlanması yalnızca Rusya için değil, İran’la da Nahçıvan’a ulaşımın İran üzerinden yapılması ile ilgili anlaşma, Güney Azerbaycan ile ilgili İran’ın toprak bütünlüğünü tehdit edecek herhangi bir planları bulunmadığını beyan etmeleri şeklinde hedeflenmiştir. Bu dönemde Türkiye ile 24-25 Ocak 1992 tarihinde Dostluk, İşbirliği ve İyi Komşuluk Anlaşması imzalanmıştır. Dış ilişkilerinde temelde bloklarda yer almama ve komşularıyla iyi ilişkiler amacı güdülmüştür.

Karabağ’da Ermenistan’ın saldırıları, başarısız askerî müdahalelerle kaybedilen bölgelerden dolayı siyasi istikrarsızlık ve baskıların art arda gelmesi Muttalibov yönetiminin istifasına, Memmedov iktidarının da baskılardan dolayı ve Muttalibov’un darbe girişiminden dolayı istifasına neden olmuştur. Bu durum, muhalefetteki Azerbaycan Halk Cephesi’ni daha da güçlendirmiş, önderi Ebulfez Elçibey’in iktidara gelmesini sağlamıştır. 15 Mayıs 1992 yılında fiilen iktidara gelen Elçibey, 7 Haziran’daki seçimlerle resmen iktidara gelmiştir. Elçibey, Karabağ sorununu Azerbaycan toprak bütünlüğü ekseninde çözmeye çalışmış, bu konunun uluslararası alanda bu yönde çözülmesi yönünde Batı ile ilişkiler kurmuştur. AGİK Minsk Grubu görüşmeleri de bu dönemde çözüm noktası olarak görülmüş ancak “Uluslararası Çözüm Konferansı”  bir türlü toplanamamıştır. Bunun nedeni olarak, Karabağ Ermenileri’nin temsilcilerinin ve Ermenistan’ın koşulları kesinlikle kabul edemeyeceğini açıklaması ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun bu çatışma bitmesi durumunda zayıflayacağı gerçeğidir. Şubat 1993 tarihinde Karabağ’da yeni saldırılar başlamış, konunun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması ile Güvenlik Konseyi kararı çıkmıştır. Karara göre Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarındaki askerî varlığının kademeli olarak, bir takvime uyularak, ortadan kaldırılması istenmiştir. Ancak bu durumu Elçibey’e yapılan darbe fırsat bilinerek uygulamayan Ermenistan, günümüzde bölgedeki askerî varlığını hâlâ sürdürmektedir.

Elçibey Dönemi

Elçibey Dönemi’nde genel anlamda Rusya ile ilişkilere bakıldığında, Azerbaycan ve Rusya’nın eşit statüsü vurgulanmaya çalışılması ve Rusya ile çeşitli dostluk ve işbirliği anlaşmaları imzalanması süreçleri göze çarpmaktadır. Rusya ile ilişkilerde bu dönemde Azerbaycan’daki Rus askerî varlığının da sonlandırılması çabaları göze çarpar. Rusya ile ilişkilerde Yeltsin Rusyası Azerbaycan’ın bu taleplerine olumlu yaklaşır ve eşit statülü devletler anlayışına saygı duymaktadır. Ancak ilişkilerin ikinci dönemine gelindiğinde Rusya’nın Yakın Çevre Doktrini gereği Azerbaycan’a ilişkilerde daha sert davranması gerekmiş, Karabağ saldırılarında Ermenistan’a desteğini arttırmış ve hatta Azerbaycan’dan çıkarken Rus askerleri silahlarını darbe yapacak olan Azerbaycan askerlerine teslim etmişlerdir.

Elçibey Dönemi’nin en önemli ayrıntılarından birisi de “Türkçülük” söylemleridir. Türk Cumhuriyetleri ile oluşturmak istediği ortak pazar ve dil birliği çerçevesinde doğan işbirliği projeleri çeşitli nedenlerden dolayı başarısızlıkla sonuçlansa da genel anlamda dış politikasında izlediği yolu anlamak açısından önemlidir.

İran ile ilişkilerinde ise Güney Azerbaycan fikrini ve oradaki Azerbaycan Türkleri’nin daha aktif faaliyetlerde bulunması gerektiğini sık sık resmî ziyaretlerinde dile getirerek, İran yönetimini endişelendirmiştir.

Türkiye ile Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalamış, bunun stratejik ortaklı, askerî ortaklık, boyutları için defalarca anlaşma imzalanmak fikri ortaya atıldıysa da Türkiye, Rusya ekseninde ilişkilerin bozulmaması açısında bu anlaşmalara ihtiyatlı davranmıştır. Buna bir başka neden olarak da Karabağ’a olası anlaşmalar gereği Türkiye’nin askerî müdahalesi olasılığıdır.

Azerbaycan’ın Elçibey Dönemi’nde dış politikasında Türkiye-ABD ekseninin daha ağır bastığı görülmektedir. Ancak ABD’nin Azerbaycan’dan önce SSCB yıllarından kalmak Kafkasya’da “Russia First” politikası gütmesi, ilişkileri istenilen seviyeye taşımamıştır.

Batı’ya yakınlaşma anlamında AB ve İngiltere ile yakınlaşılmıştır. Petrol yataklarının işletilmesi ile ilgili olarak BP ile yapılan anlaşma akabinde, İngiltere ile yakınlaşılmış, bu durum AGİK gibi uluslararası örgütlerde Azerbaycan’ın İngiltere tarafından sıkça savunulmasına neden olmuştur.

Haydar Aliyev – İlham Aliyev Dönemi

Azerbaycan’ın dış politikasının kamusallaşması ve günümüzdeki kimliğine bürünmesinin anlaşılması için özellikle Haydar Aliyev Dönemi’ne bakmak gerekecektir. Nitekim uluslararası politikada istikrar dönemini getiren “Denge Politikası” kendisinin eseridir. Yönetime ilk geldiği yıllarda Rusya yönetimi ile yakınlığından dolayı Rusya yanlısı izlediği politikaları beklenen karşılığı bulamamış, daha sonra ilişkileri çok taraflı bir yolla ilerletmeyi seçmiştir. Bu dönemde de en temel problem Karabağ sorunudur. Aliyev’in göreve gelmesinin hemen akabinde 6 bölgenin kaybedilmesi ardından ülkede siyasi bir rahatsızlık oluşmuş, 5 Mayıs 1994 yılında Rusya arabuluculuğu ile “Bişkek Protokolü” imzalanmıştır. Bu protokol hâlâ geçerliliğini koruyan ateşkes anlaşmasıdır.

Aliyev, Türkiye ilişkilerinde ilk yıllarında daha aşamalı ve ihtiyatlı bir politika izlemiştir. Ancak ilerleyen yıllarda “bir millet iki devlet” bilinciyle hareket edilmiş, “Yüzyılın Anlaşması” adı verilen ve batılı devletlerle yapılan enerji anlaşmalarında enerji yollarında dost ülke Türkiye’nin anlaşmaya dâhil edilmesi sürecine tanık olunmuştur.

Azerbaycan’ın bu dönemde Rusya ile politikasına bakılacak olursa genelde Rusya’nın kızgınlığını yatıştırmak ve zamanla batıya yaklaşmak şeklinde ilerlediği söylenebilir. Gebele Radar Üssü’nün Rusya’ya düşük ücretle kiralanması bu toprakların Azerbaycan’a ait olduğunun kayıt altına alınması açısından bir başarı, bu topraklardaki Rus varlığının devamı açısından ise taviz olarak görülmüştür.

ABD-Azerbaycan ilişkilerine bakılacak olursa, Haydar Aliyev Dönemi’nde ABD-Azerbaycan-Ermeni lobileri ekseninde ilerleyen politikalar görülebilir. Ancak bu dönemde batı ve ABD ile yüksek meblağlarda petrol ve enerji anlaşmaları imzalanmıştır. Bu dönemde AB ile olan ilişkiler ise TASIS ve TRACECA ekseninde ilerlemiştir.

Aliyev, İran ile ilişkilerinde, Güney Azerbaycan endişesini giderici çalışmalar yapmıştır. Nahçıvan’ın enerji ihtiyacını %10 pay vermek karşılığında İran’dan karşılanması konusunda girişimlerde bulunmuş, İran’la İşbirliği Anlaşması imzalamak istemiştir.

Aliyev Dönemi’nin en önemli hamlelerinden birisi de Azerbaycan-Çin ilişkilerindeki gelişmedir. En büyük enerji tüketicilerinden Çin ile, Shengli Oil şirketine ait Pirsaat petrol yataklarının SOCAR tarafından işletimi ile ilgili anlaşmalar imzalanmıştır.

Azerbaycan’ın son dönemine bakıldığında İlham Aliyev’in Haydar Aliyev Dönemi’nin denge politikasının sürdürülmesi ile ilgili çalışmalar görülmektedir. Bu denge politikasının taraflarının daha da çeşitlendirilerek devletlerle olan ikili ilişkilere önem verildiği görülmektedir. Enerji ile ilgili Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı projeleri de önemli enerji projelerindendir. Dış politika da halen daha en önemli problemin Karabağ sorunu olduğu görülürken, İran’daki Güney Azerbaycan bölgesindeki Azerbaycan Türkleri’ne yönelik dönem dönem mesajlar verildiği görülmektedir.

* Bu makale özeti Güney Kafkasya Toprak Bütünlüğü, Jeopolitik Mücadeleler ve Enerji kitabında bulunan Dr. Nazim Ceferov tarafından kaleme alınmış “Bağımsızlığın 20. Yılında Azerbaycan” adlı makaleden çıkarılmıştır. Talebi durumunda içerik web sitemizden kaldırılacaktır.

Hakkında Ahmet Aydın

İlginizi Çekebilir

Avustralya’da Volvo’nun Sürücüsüz Arabaları Kanguruları Tanıyamıyor

Avustralya sitesi ABC’nin anlattığına göre, İsveç markası olan ve sürücüsüz araba üretimine soyunan Volvo’nun arabaları, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir