beyinsi.com

Avrupa Birliği’nin İnşacılık Temelinde Değerlendirilmesi

Giriş

Uluslararası ilişkiler teorileri içerisinde inşacılık, Avrupa bütünleşmesi için birçok çıkarımda bulunmuştur. Bu çıkarımları realizm-idealizm tartışmasındaki gibi kesin çizgilerle çizemese de, özellikle Alexander Wendt’in çalışmalarında ortaya çıkan kimlik, çıkarlar ve eylemlerle açıklanmıştır. İnşacılığın “kimlik” kavramıyla ifade edilmesi, aslında Avrupa bütünleşmesinin tarihine baktığımız zaman da karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel açıdan II.Dünya Savaşı sonrasında temel amaç olarak Avrupa kıtasında çatışmaları ve savaşları sona erdirmek, barışı sağlamak için kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ve devamında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) sosyolojik anlamda bir Avrupa kimliği yaratma amacı taşıdığı söylenebilir. Immanuel Kant, Dante, Victor Hugo, Saint Simon, Kalergi gibi isimlerin de, Avrupa’da bir toplululuğun veya örgütün kurulması için çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Bu düşünürler dışında devlet adamları ve imparatorlar da bu amaç için politikalar yürütmüşlerdir. Fransa’da Napolyon, Almanya’da Hitler bu konuda örmek verilmektedir. Ancak II.Dünya Savaşı sonrasına kadar bu Avrupa kimliğini yaratmak mümkün olmamıştır. İşte bu noktada; inşacıların belirttikleri “tarihsel süreç” ortaya çıkmaktadır. İnşacılık fikrini savunanlar, uluslararası ilişkiler alanında ortaya çıkan gelişmelerin sosyal süreçleri sonucunda ortaya çıktığını ifade etmişlerdir. Bu süreçlerin, uluslararası ilişkilerdeki aktörlerin kimliklerini, çıkarlarlarını ve eylemlerini belirlediğini ifade etmiştir.

Avrupa Birliği ve İnşacılık

Avrupa Birliği’nin inşacılık üzerinden değerlendirilmesinde bakılması gereken ilk kavram kimliktir. Kimlik, inşacılıkta ayrışma olarak değil, bütünleşme olarak değerlendirilmiştir. Avrupa halklarının (Maastrich Antlaşması sonrası Avrupa vatandaşlığı) kendilerini Birlik’e ait hissetmeleri ve böylece çıkarlarını ve eylemlerini bu temel üzerinde oluşturmaları hedeflenmiştir. Kimliğin oluşturulması sonrasında, bu kimliğin iyiliği için çıkarların belirlenmesi ve pratik alanda da bunun eyleme geçirilmesi belirlenmiştir. İnşacılık, bu nedenle realizm gibi gücü temel alan yaklaşımlardan farklılaşmaktadır. Güç yerine normların ve düzenin ön planda olduğu bir uluslararası ilişkiler sürecini ifade eder. Bu süreci, devlet dışındaki aktörlerin de sürece katkısıyla ele alır.

Avrupa Birliği özelinde inşacılığın değerlendirilmesinde; kimliğin bütünleştirici etkisinin ön planda olmasının dışında, tarihsel süreç de ön plandadır. Burada ifade edilen şey; uluslararası konjoktürün uluslararası sistemle birlikte ele alınmasıdır. Almanya ile Fransa arasındaki sorunların ortadan kaldırılmasının Avrupa bütünleşmesi fikriyle amaçlanmasını inşacılar, “süreç” ile ifade ederler. Bu sürecin geçmiş dönemlerde değil de, II.Dünya Savaşı sonrası halledilmesi, inşacılar için sosyal süreçlerin bir ürünü olarak görülmektedir. Bütünleşmenin başlangıcında ortaya çıkan siyasi birlik fikrinin, dönemin koşullarında olmaması da inşacılar için sürecin bir ürünüdür. Bu sürecin sonucunda ortaya çıkan kimlik ise Avrupalılar için normların ifade ettiği bir yapıyı (kurumları) ifade eder. Bu yapıların oluşturulmasıyla birlikte, eylemlerin de bunun üzerine oturtulacağını  ifade eder.

İnşacılar için “çıkar” kavramı, realistlerden  daha farklı değerlendirilmektedir. Bu farklılık, realistlerde güç ile açıklanan çıkarların, inşacılarda kimlikle açıklanmasından ileri gelir. Realistlerin devletin, neorealistlerin sistemin kötülüğüne yönelik eleştirileri, inşacılarda devlet ve diğer uluslararası aktörlerin özellikleriyle ifade edilir. Bir uluslararası aktörün saldırgan politika, denge politikası gibi politikalar izlemesinin, o aktörün kimliğiyle ilişkili olduğu ifade edilmektedir. Burada Avrupa Birliği’nin politikaları değerlendirildiğinde, Birlik’in daha çok normatif bir tutum takınması ve yumuşak güç unsurlarını kullanması, inşacıların üzerinde durdukları durumlardır. Bu durum, AB’nin kimliğini yansıtmaktadır ve AB, bu şekilde çıkarlarını gerçekleştirmektedir. Bu normatif tutumun gerçekleşmesinin de bir sürecin ürünü olduğunu belirten inşacılar, yıllarca birbirleriyle savaşan Avrupa devletlerinin, bunun yerine değerler ve normlar sistemini yapı olarak aldıklarını söylerler. Avrupa Birliği’nin günümüzde oluşturduğu bu yapının da kimliğiyle doğru orantılı olduğu belirtilmektedir.

İnşacılığın, Avrupa Birliği’ni açıklamaya çalışırken kullandığı kimlik ögesi, genişleme süreçleriyle de bağlantı halindedir. Topluluk/Birlik bütünleşme tarihinde, üye olacak devletlerin bir değerler ve normlar temelinde bir süreçten geçmeleri buna örnektir. Roma Antlaşması’nın 237.maddesinde belirtilen  “Topluluğa üye olacak devletin Avrupalı olması” koşulu, bütünleşme tarihi içerisinde tek bir norm olarak kalmamış, özellikle Kopenhag Kriterleri’yle üye olma koşulları hem kurumsal bir hal almış, hem de daha fazla normlar ve değerlerle genişletilmiştir. Böylece bir Avrupalı kimliği yaratılmaya çalışılmış ve bunda da başarılı olunmuştur. Bunun göstergesi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılması sonrasında bağımsızlıklarını kazanan Merkez ve Doğu Avrupa Ülkelerinin  (MDAÜ) Avrupa’ya entegre olma sürecidir. 1992 yılında ticaret anlaşmalarının Avrupa Antlaşmaları ile genişlemesiyle başlayan üyelik süreçleri, 2004 ve  2007 yıllarında bu ülkelerin AB’ye üyelikleriyle sonuçlanmıştır. Böylece bu ülkeler, Avrupa kimliği kazanmış ve diğer uluslararası aktörler tarafından da böyle görülmeye başlanmıştır. Günümüzde Avrupa kimliğiyle ilgili tartışmalar olmakla birlikte, inşacılar için MDAÜ’lerin üyeliği, bir sürecin sonucudur.

Sonuç

İnşacılık yaklaşımı, Avrupa Birliği bütünleşme teorileri içerisinde daha çok arada bir yerde durmaktadır. Realizm gibi olaylara ve durumlara net cevaplar verememektedir. Çıkar kavramını uluslararası aktörleri dahil ederek açıklamaktadır. Kimlik, normlar ve değerler gibi Avrupa Birliği için önem taşıyan kavramları temel alsa da, çıkar kavramını açıklamak konusunda yetersizlikler yaşamaktadır. Aktörlerin davranışlarını açıklarken, çıkarlarını kullanmalarını onların kimlikleri olarak açıklayan inşacılar, anarşik yapının getirdiği sonuçları gözardı etmektedirler. Günümüz dünyasındaki gelişmelere bakıldığında, aktörler değerler temelinde değil, çıkarları temelinde hareket ederler. Bu durum, inşacıların açıklamakta zorlandıkları bir durumdur. Özellikle Avrupa Birliği içerisinde yaşanan yabancı düşmanlığı, ırkçılık gibi sorunların, Birlik değerleri ve normlarıyla uyuşmadığı açıktır.

Hakkında Emre Erdemir

İlginizi Çekebilir

Kelimelerin Kökenleri: Kahve

“Kahve” kelimesi Fransa’da 17. yüzyıldan itibaren, kahve ürününün ülkeye girmesinden sonra, kullanılmaya başlanmıştır. Fransa’ya kahve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir