Avrupa Birliği Ders Notları II: Türkiye Vatandaşlığı Avrupa Birliği Modeline Uyuyor Mu?

Türk vatandaşlığı, Fransız milliyetçiliğinin siyasal olarak dahil edici modeli olan ‘’sözleşmeci siyasal vatandaşlık’’la, Alman milliyetçilik geleneğinin dışlayıcı özelliği olan ‘’etnik vatandaşlığın’’ bir bileşimidir. Bu karmaşık tanım Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı tebaasını nasıl vatandaş haline getireceği problemini ortaya koyar.

Ayşe Kadıoğlu’na göre, oluşturulan cumhuriyetçi vatandaşlık modeli, liberal bireyci boyutu dışlamaktadır ve “devlet, bireyden önce gelmektedir”. Cumhuriyetçi vatandaşlık modelinin özelliklerinden olan yasal eşitlik, tam olarak yerine getirilememiştir. Güçlü devlet anlayışı, bireyi ikincil plana itmiştir. Bu ikincil plana atılma, özellikle Kürtler, İslamcılar ve aşırı milliyetçi gruplar tarafından “kendilerini vatandaş olarak görmeme” şeklinde bir durumu ortaya çıkarmıştır.

Füsun Üstel’in görüşüne göre ise devlet, (1980’e kadar) moderniteyi özümsemiş bir vatandaş ortaya çıkarmak için yerelci ve kültürcü bir anlayış ortaya koymuştur. 1980 sonrası ordu, dini kullanarak bu kez Türk-İslam senteziyle sol kimliğe ve Kürt milliyetçiliğine karşı bir model inşa etmiştir. Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik başvurusu (1987 yılında), Türkiye için liberal bireyci vatandaşlık biçimiyle ilgilenmesine neden olmuştur. Özellikle 1990’lı yıllar, Türkiye-AB arasında vatandaşlık modeli üzerinde tartışmayı kapsar.

AB, etnik vatandaşlık temelli yaklaşıma karşıdır ve sorumlu bireylerin sivil toplum ayağıyla demokratikleşme sürecine etki etmesini ister. Türkiye’de ise bu durum söz konusu değildir. Devlet, kendi üstünlüğünü kabul edecek itaatkar vatandaşlar ister. Türk demokrasisinin sorunlu yapısı buradan kaynaklanmaktadır. AB, Türkiye’nin demokratikleşmesi için devletten istenen kriterleri yerine getirmesi ve bu kriterleri uygulaması gerektiği üzerinde durmaktadır.

Katılım Ortaklığı Belgesi, Ulusal Program ve İlerleme Raporları ile AB, katılım öncesi stratejisini ve aday ülkelerin yapmaları gerekenleri ifade eder.

Türkiye; 2002, 2003 ve 2004 yıllarında yayımlanan İlerleme Raporları’ndaki olumlu görüşler sayesinde Ekim 2005 tarihinde AB ile üyelik müzakerelerine başlamıştır. Ekim 2001 tarihinden itibaren başlatılan reform süreciyle demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. Medeni Kanun’un kabulü, idam cezasının kaldırılması, Olağanüstü Hal’in (OHAL) kaldırılması bunlardan bazılarıdır.

Ekim 2001-Ağustos 2003 arasında dört reform paketi çıkarılmıştır. Bu durumun olumlu etkisi, 2002 ve 2003 İlerleme Raporları’na yansımıştır. Ekim 2005 sonrası dönemde ise ilişkilerdeki olumlu seyir değişmiştir. 2005, 2006 ve 2007 İlerleme Raporları’nda AB, Türkiye’nin çıkarılan yasaları uygulamada eksikliklerini ve reform sürecindeki yavaşlamayı ifade etmiştir.

Klasik sınıflandırmalarda, öteki demokrasiler içerisinde yer alan Türkiye, ‘merkezi demokrasiler’ arasına girmek istemektedir. Bunun gerçekleştirmenin yolu, Türkiye’nin demokratik ve liberal vatandaşlığı içselleştirmesidir. Bu içselleştirme, modernite anlamında değil, anayasal bir temelde olmalıdır.

Emre Erdemir

Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

 

Hakkında Emre Erdemir

İlginizi Çekebilir

G20 Zirvesi Fotoğrafının Protokolü

7-8 Temmuz 2017 tarihlerinde Almanya’nın Hamburg şehrinde düzenlenen G20 Zirvesi’nde çekilen aile fotoğrafında Birleşmiş Milletler …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir